Hrant Dink’in, ölümünden önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açtığı davaya Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin gönderdiği savunma ve bu savunmaya ilişkin Dışişleri Bakanlığı açıklaması, bu yargının, özellikle de bu yüksek yargının koca bir ülkenin iradesini nasıl rehin aldığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Haberi Vatan gazetesinin manşetinde okuduğumda (bu haberi manşetten veren yegâne gazete olan Vatan’a ve haberi yazan Kemal Göktaş’a teşekkürler), birinci sayfa sunumunun abartılar taşıyor olabileceğini düşündüm açıkçası. Fakat haberin tamamını okuduğumda hiç de öyle olmadığını gördüm; hükümetin davaya gönderdiği savunma, gerçekten de Vatan’ın birinci sayfasında özetlediği gibiydi:
“Savunmada, ‘Dink Türklüğü aşağıladı, nefret söyleminde bulundu. Bu tür yazılar halkı tahrik etme suçunu oluşturur, kamu düzenini bozar. Almanya’da bir Nazi liderine verilen cezayı AİHM onaylamıştır’ (...) dendi.”
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, a) Hrant Dink’in, ülkenin yetiştirdiği en kıymetli aydınlardan biri olduğunu, b) AİHM’e sunulan görüşün, salt hukuki ve teknik unsurlar temelinde hazırlandığını, o dönemde yürürlükte olan kanunlar çerçevesinde karar alan yargı makamlarının hükümlerinde yer verdikleri gerekçelere değinildiğini, bunların o dönemde geçerli hukuki tesbitler ışığında izah edildiğini, dile getirdi.
Ne kadar zavallı bir açıklama! Hrant Dink, “ülkenin yetiştirdiği en kıymetli aydınlardan biri”ymiş!.. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Türklüğe hakaret” ederek alenen “ırkçılık” yapan birinin nasıl olup da “kıymetli bir aydın” olarak kalabildiğini bize izah edebilir mi? Aynı anda hem birazcık Türkçe bilen herkesin sadece güleceği Yargıtay kararını yerinde bulmak, hem de “Hrant Dink’in kıymetli aydınlığından” söz etmek mümkün müdür?
Hükümet bilsin ki, topu “işgüzar bürokrat”lara atıp bu işin sorumluluğundan kurtulamaz. O Yargıtay kararı doğruysa, o savunma da doğrudur!
Peki, hükümet ne yapabilirdi? Gayet basit: Bürokratik “teamül”lerin dışına çıkabilir, o yargı kararının doğru olmadığını, “ülkenin yetiştirdiği en kıymetli aydınlardan biri olan Hrant Dink”in “Türklüğe hakaret ettiğine” inanılmadığını savunarak Hrant Dink’in ve ailesinin başvurularında haklı olduğunu söyleyebilirdi.
Çok mu naif geldi? Hiç gelmesin. Hükümeti karın ağrısından kurtaracak yegâne yol buydu, fakat o bunu tercih etmedi.
(NOT. Konuya ilişkin olarak kendi gazetemin de yeterli hassasiyeti göstermediğini düşünüyorum. Cuma günü neden öyle düşündüğümü yazacağım.)
***************
'Greater Middle East'i bilirkişiye havale ettim
Pınar Doğan ve Dani Rodrik’in birlikte yazdıkları “Çetin Doğan ve gerçekler” blogunda yer alan iddialardan biri de şuydu: “Büyük Ortadoğu Planı ibaresi ilk kez 2003 Ağustos’unda telaffuz edilmiştir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.