“Bu topraklarda, 1915 yılında, karanlık bir yaz yaşandı. Kim suçluydu, kim daha güçlüydü, doksan yıl bu konuşuldu. Mesele şu ki konuşanlar bizler değildik. Hepimiz hikâyelerini eksik ya da fazla anlatan hayaletlerin çocuklarıydık yalnızca. Ama biliyorduk, o yaz bizim de utandığımız, yaşananlara koyulacak ad üzerinde kavga ederken eksik bir yasla geçiştirdiğimiz bir şeyler olmuştu.”
Bu cümleler Ece Temelkuran’ın kaleme aldığı Ağrı’nın Derinliği adındaki yeni kitabına ait. Bir buçuk günde elimden hiç düşürmeden okuduğum, Ermeniler’in travmalarını, korkularını, düşlerini, öfkelerini, hasretlerini, umutlarını, berrak ve akıcı bir dille anlatan bu kitabı sadece Türk-Ermeni ilişkileri üzerine kafa yoranlar değil, Türkiye’nin on yıllardır süren o yorucu kimlik arayışının köklerine inmek isteyen herkes mutlaka edinmeli.
Titiz gazeteci araştırmacı kimliği, edebiyatçı damarıyla pürüzsüz biçimde ördüğü bu yürekli çalışmasında, Temelkuran bizleri Erivan’dan Paris’e, Los Angeles’dan Boston’a Ermeniler’in kalbine taşıyor, yaralarını deşiyor, ve sevgili Hrant Dink’in kendisine adeta vasiyet saydığı, Türk-Ermeni sorununun tartışılmasına yönelik yeni bir dil oluşturmaya çabalıyor. Ermeniler’in hiç de homojen olmadığını, Diaspora içindeki ayrışmaları ve Ermenistan’daki soydaşları ile olan karmaşık, kimi zaman gergin bağlarını derinden, ve geniş bir karakter yelpazesi üzerinden tarif etmeyi başarıyor Temelkuran.
Yazının devamını okumak için tıklayın.