ERİVAN
Sevgili Hrant’la son günlerinde dostluk kuran, uluslararası prestije sahip, araştırmacı, yazar, oyuncu ve film yapımcısı Nouritza Matossian sayesinde Hrant’ı çok daha yakından tanıdık. Matossian, Hrant ile ölümünden birkaç yıl önce tanışmış. Kendisinden o kadar etkilenmiş ki, kimisi İstanbul’da, kimisi Londra’da olmak üzere, uzun uzun mülâkatlar yapıp hepsini kameraya kaydetmiş. İyi ki de yapmış. Hrant’ın katledilişinin ardından bunlardan ayıkladığı fragmanları birbirine örüp Hrant Dink: One Heart Two Nations (Hrant Dink: Tek Yürek, İki Ulus) adında sarsıcı bir belgesele imza atmış.
Matossian’ın filmi beş gündür Erivan’da süren Altın Kayısı Film Festivali’nde gösterildi. Mekân ufaktı, konu büyük, duygular yoğun. Filmin başından sonuna kadar Hrant anlatıyor... Çocukluğunu, Tuzla kampını, Rakel’i, çocuklarını, Türk dostlarını, Agos’u, Türkiye’de Ermeni olmanın sıkıntılarını, verdiği mücadeleyi, ve tabii ki kendisine açılan davaları, yöneltilen tehditleri...
Hrant’ı biz hep Türkçe dinlemiştik. Pekâlâ, bir soydaşı ile konuşurken farklı şeyler mi söylüyordu? Türkiye’yi karalıyor muydu? Asla... Hrant hep aynı Hrant. Açık sözlü, yürekli, sevecen, uzlaştırıcı, duygusal, çocuksu, coşkulu, umutlu, ve ülkesi Türkiye’ye karşı zaman zaman buruk da olsa müthiş sevgi dolu. Filmin bitişinde söz alan Matossian diyor ki: “Hrant Türkler ve Ermeniler hakkında bana açık açık önyargısız konuşan ilk insandı. Türklere Ermeniliğin kötü bir şey olmadığını anlatmak istiyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.