İçim burkularak okudum 22 ocak tarihli
Radikal gazetesinin yorum sayfasında Musevi Türk yazar ve psikolog Leyla Navaro’nun yazısını: “Türk Yahudilerinin en önemli niteliklerinden biri ülkelerine vefa ve sadakattir... ancak bugün içimde bir şeyler kırıldı... Kendimi ait addettiğim ülkem beni eşit vatandaşı olarak görmüyor, din hanemde yazılı olan ibareden dolayı zımnen taraf yapıp düşmanlaştırıyor, devlet sorumluları ve kimi medya saldırganlık ve düşmanlığı kışkırtıcı söylemlerden çekinmiyor ve ülkeyi ele geçirmekte olan ırkçılık dalgasına ‘dur’ diyemiyor demiyor.”
Ne yazık ki Navaro bu serzenişinde son derece haklı. Son günlerde İsrail’in Gazze’de uyguladığı ölçüsüz ve acımasız şiddete gösterilen tepkilerin ardında, toplumumuzda aslında hiç de yeni olmayan antisemitizmin net bir şekilde kokusu yayılıyor. Evet, Osmanlılar 500 yıl önce örnek bir davranış sergileyerek Hıristiyan zulmünden kaçan Yahudilere kapılarını açtı. Ancak bunun arkasına sığınarak ‘biz sadece İsrail’in politikalarına karşıyız, Yahudilere karşı herhangi olumsuz duygu beslemiyoruz’ lafları artık kimseye özellikle de Türkiye’de olsun, yurtdışında olsun Musevilere inandırıcı gelmiyor.
Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül yüzkaralarını bir kenara koyalım İsrailli işadamı Sami Ofer’e karşı yürütülen ve Galataport ihalesinin iptaline varan karalama kampanyasını ne çabuk unuttuk. İshak Alaton’un geçen yıl
Referans gazetesinde yayımlanan mektubunu bir hatırlayalım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.