Atatürk’ün ölümünün 71. yıldönümü nedeniyle alevlenen tartışma sürerken ‘bizim mahallede’ oldukça yalnız olduğumu yeniden keşfettim. Ben Atatürk’ü seviyorum. Çok seviyorum.
Tarihî bir figürü ‘sevmek’ kiminize saçma gelebilir. Hele hele o figür putlaştırılmış ise, abuk sabuk kanunlar marifetiyle özgürce tartışılması yasaklanmış ise. (Akıllara durgunluk veren
YouTube yasağı tam da Atatürk ile ilgili aşağılayıcı görüntüler olduğu için devam etmiyor mu?) Ve Ahmet Altan’ın dünkü yazısında da belirttiği gibi Atatürkçülerin kaç tanesi Atatürk’ün ‘karanlık’ dönemi olarak adlandırabileceğimiz 30’lu yılları yakından inceledi?
Tarihçi filan değiliz. Aralarında Lord Kinross’un kaleme aldığı biyografi olmak üzere Atatürk’ü konu alan en fazla beş tane kitap okumuşumdur. Bu sığ bilgime rağmen yine de kadın hareketinin ya da modernleşmenin Atatürk ile başlayıp bitmediğinin farkındayım.
O halde Atatürk’ü neye dayanarak seviyorum? (Bu arada “sevsen ne olur sevmesen ne olur Allah’ın Kürtçüsü, Ermenicisi” diye yükselen sesleri duyar gibi oldum).
‘O olmasaydı Türkiye de olmazdı’ dogmasını çürüten birçok tarihçi çıksa dahi gerçek şu ki Atatürk’ün liderlik vasıfları İmparatorluğun çöktüğü o günlerde bu toprakların kaderini değiştirdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.