Meslek hayatına New York’ta BusinessWeek dergisinde borsa muhabiri olarak başlayan biri olarak, Wall Street’teki depremi izlerken annemin en sık tekrarladığı öğüdü aklıma geliyor: “Ne oldum değil, ne olacağım demeli.”
1990’lı yılların başıydı. Piyasalar sağlıklıydı. Daha çok para kazanma yolunu arayan bankacılar her gün yeni “türev” olarak adlandırılan formüller üretip servetlerine servet katıyorlardı. İkiz kulelere işim icabı çok sık giderdim. Kaynaklarım genellikle 20’li yaşlarında, beyaz, en iyi üniversitelerden mezun, tepeden tırnağa marka giyinen, daha yüzüme dahi bakmadan, üstümü başımı süzen feci halde ukala tiplerdi. Biz daha ağzımızı açamadan hemen esas meseleye girerlerdi: “Maaşın ne kadar?” Söylediğim zaman tepki hep aynıydı: “Ay zavallı, nasıl geçiniyorsun!” Doğru, ayda aldığım cüzi para ancak kira ve yeme içmeme yetiyordu, arada bir de sinemaya. Oysa kendileri milyonlarca dolarlar, Piaget saatler, Dom Perignon şampanyalar içersinde yüzüyorlardı. Bizleri aşağılamak onlara eğlenceli geliyordu. Çömez olduğum için haber toplamak adına susup katlanıyordum. Ve nitekim duyduğuma göre beni horlayan o kaynaklarım şu anda işsiz. “Ne oldum değil, ne olacağım demeli.”
***
Tayyip Erdoğan ile Aydın Doğan arasındaki kavganın tüm şiddetiyle sürdüğü bugünlerde acaba Başbakan da zaman zaman bu sözleri aklına getiriyor mudur? Bir zamanlar kendisi gibi alternatifsiz görünen Adnan Menderes’i, Turgut Özal’ı hatırlıyor mudur? Bilemeyiz. Ancak net olan şu ki, taktik açısından (ilkelerden söz etmiyorum hiç) Aydın Doğan, Başbakan’ın önünde görünüyor. Bir kere medya patronu olarak Aydın Doğan basının gücünü çok iyi kavrıyor, kendi lehine kullanıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.