Perşembe günü, yani dün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, NTV canlı yayınında Murat Akgün’ün ekonomi, iç ve dış siyasi gelişmeler ile ilgili sorularını yanıtladı. “Sinirli değilim, dertliyim,” dedi. Kürt sorununa da değinen Erdoğan şu açıklamalarda bulundu:
“Bölgeye en çok giden siyasi lider benim. Bugüne kadar attığımız adımları kararlılıkla sürdüreceğiz. TRT-Şeş adımını attık. Sıkıntıları gideren bir iktidar işbaşında. Kürt kökenli vatandaşım, benim kardeşim. DTP, sorunların çözümü için neler yaptı; bunları sormak lazım. Muhalefet olarak parlamentoda bulunan DTP şunu yapmalı: ‘İktidara nasıl yardımcı olurum?’ Bunu düşünmeli... Onlar günlerini eylemler üzerinden nemalanmakla geçiriyor. Huzursuzluk ortamını tahrik ediyorlar. ‘Barış çiçeği’ diyorlar. Molotofkokteyliyle barış çiçeği olur mu? Şehir halkını sindirme politikalarıyla barış olur mu? Ahmet Türk’le görüşmeyi gündemden düşürmüş değilim. Biz kendimizi bu konuda görüşmeye hazırladığımız esnada şehit haberleri geldi. ‘Gelin, PKK örgütünü terör örgütü ilan edin’ diyoruz. Tam tersine örgütün avukatlığına savundular. Bu işleri zorlaştırıyor. ‘Taraflar silah bırakmalı’ deniyor. Böyle bir şey olmaz. DTP’den tek yanlı çağrı bekliyoruz. Af meselesiyle ilgili durum da çok farklı. Biz Eve Dönüş yasası çıkardık. Bunun önünü de kendileri kesti. Bunu teşvik etmiş olsalar, binlerce kişi faydalanacaktı. Eve Dönüş yasası üzerinde oynamalar yapılabilir. Biz, şu anda yeterlidir, diyoruz.”
Evet, Kürt sorununun çözümünde ‘tarihî fırsatlar’dan söz edilirken görüyoruz ki başbakan yine eski klişelere doğru kayıyor. Her ne kadar Ahmet Türk ile görüşmesinin halen gündemde olduğunu söylese de bunun önkoşulu olarak yeniden DTP’nin PKK’yı terör örgütü ilan etmesini dayatıyor. ‘Yeniden’ diyorum zira başbakan on şehit haberi gelmeden önce Türk ile görüşmeye hazırlanıyormuş. Pekala, böyle bir gerekçeyi öne sürerek tam da PKK’nın ekmeğine yağ sürmüş olmuyor mu başbakan: Başka bir ifadeyle, barışı ve DTP üzerinden sivil siyasetin güçlenmesini istemeyen PKK’daki şahinler olsun, Ergenekon familyasındakiler olsun, tam da istedikleri bu değil mi? DTP ile hükümet arasındaki diyalogu tıkamak değil mi?.. şiddete son vermeyerek. Mühim olan DTP’nin PKK’ya ‘terörist’ demiş veya dememiş olması değil. Mühim olan karşımızda halkın oyları ile meşru şekilde Meclis’e seçilmiş bir partinin temsilcileri bulunuyor olması. Mehmet Barlas’ın ATV’de başbakana ifade ettiği gibi, aynı mantık Filistin örneğine uygulanacak olursa, o zaman “Hamas İsrail’i tanımadıkça biz görüşmeyiz, o bir terör örgütü” diyen Amerika ve Avrupa haklı çıkmış oluyor.
Başbakanın partisinin kısalmış adıyla ilgili serzenişlerini okurken –“AK” demeyenlere “edepsiz” diyor, ‘AK’ isminin tescillendiğini vurguluyor- birden “Kuzey Irak mı, Irak Kürdistanı mı?” polemikleri geldi aklıma. ‘Irak Kürdistanı’ ibaresi her ne kadar merkezî Irak hükümeti tarafından tescillense, meşru sayılsa dahi Türkiye bunu görmezlikten geliyor, “Kuzey Irak” diyor. Acaba Türkiye de ‘edepsizlik’ mi yapmış oluyor? Her neyse.
‘Gerçeklerle Yüzleşmek’
Geçtiğimiz günlerde bu isim altında Avrupa’nın en yaratıcı düşünce kuruluşu olarak sık sık tarif edilen ve Türkiye’de epey ses getiren ‘İslami Kalvinistler’ çalışmasının sahibi olan European Stability Inıtiative bir rapor yayımladı. Türk-Ermeni ilişkilerini ve soykırım tartışmalarını mercek altına alan son derece zihin açıcı bu çalışma her nedense ne Türkiye’de ne de Ermeni çevrelerinde pek yankı buldu. Bilmediğimiz birçok gerçeği içeren rapor –örneğin Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımına uyan 20. yüzyılda gerçekleşen ilk soykırım eylemi Almanya tarafından Namibya’da meydana geldi- oldukça cesur önerilerde bulunuyor. Soykırım iddialarını çürütmek için zaman ve para harcamaktansa Ermenistan’la normal ilişkiler kurulmasını salık verirken şöyle diyor:
“Türkiye’nin galip gelemediği bir mücadele bu. 1915 Soykırımını Anma yasa tasarıları Türkiye’nin yakın müttefiklerinin çoğu dahil olmak üzere 20’den fazla ülkede kabul edilmiş durumda. Yeni ABD başkanı ve yönetimindeki üst düzey şahısların çoğunun seçimden evvel basın nezdinde Ermeni soykırımını tanımasıyla ABD’nin bu kervana katılması an meselesi olabilir. Buna rağmen çoğu Türkün düşüncesinin aksine, bütün bunlar Türk karşıtı duygular ya da Ermeni diyasporasının çabalarının bir ürünü değil. Her şeyden önce soykırımı tanıma yönünde giderek artan eğilim, bilim adamları ve hukuki uzmanlar arasındaki evrim geçiren anlayışı yansıtıyor… Soykırım çalışmaları alanındaki itibarlı bilim adamları arasında 1915’te Ermenilerin başına gelenin soykırım olduğundan şüphe duyanı hemen hemen hiç yok. Bununla birlikte günümüzün Türkiye’sinin yüzyıla yakın zaman önce işlenen soykırım suçundan yasal olarak sorumlu olmadığı gün gibi ortada –ayrıca soykırımın tanınması varolan Türkiye-Ermenistan sınırına dair herhangi bir revizyona yol açmayacak.”
Nigar Göksel ve Tigran Mkrtchiyan’ın iki yıla yakın süredir araştırdığı bu raporun devamını www.esiweb.org’da bulabilirsiniz.
|