Tokat’ta yedi askerin şehit düşmesiyle birlikte artan öfke ve gerginliğin arasında soruna çözüm sunanlar kendi içlerinde çelişir hale geldi. Ortalık fiilen de toz duman. Molotoflar, taşlar, cenazeler, mahalle ağzıyla dalaşan siyasiler ve şimdi de DTP’nin kaderi. Bu kakofoninin arasında duygularımızı bir kenara itip sağlıklı yorum yapmak gerçekten zor oluyor.
1- DTP’den başlayacak olursak; biz bu satırları yazarken akıbeti henüz belli değildi. Elbet de kapanmamalı. Bugüne kadar parti kapatmaların (1962’den bu yana tam 24 tane) nasıl ters teptiğini hep birlikte gördük. Hele bugünkü konjonktürde, kapatma kararının, Kürtlerin toplumsal psikolojisini nasıl etkileyeceğini tahmin etmek için kâhin olmak gerekmiyor. Şiddet ve öfke dalgası daha da artacak. Hükümet son zamanlara kadar adam yerine koyup muhatap kabul etmediği DTP’li vekillerin çoğunu da de artık bulamayacaktır karşısında. Zira siyasetten beş yıl boyunca men edilmesi talep edilen 219 DTP’linin arasında başta Ahmet Türk olmak üzere sekiz tane milletvekili var.
İddianameye gelince: Kapatma gerekçesi olarak öne sürülen “devletin bölünmez bütünlüğünü hedef alan faaliyetlerin odağı” haline gelme iddiasını destekleyen kanıtlar, –tıpkı AKP’ye açılan kapatma davasında olduğu gibi- büyük ölçüde gazete kupürlerine, internet haberlerine ve davaları henüz sonuçlanmamış “terör örgütünün propagandasını yapmak” gibi fiillerden yargılanan DTP yöneticileri ve üyelerinin demeçlerine dayanıyor. 120 sayfalık iddianamenin 50 sayfası bu tür “kanıtları” içeriyor. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi üyelerinin vereceklerini umduğumuz “kapatmama” kararının ille de “siyasi” olması gerekmiyor. Teknik nedenlere de pekala dayandırılabilinir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.