25 Nisan 2008 tarihli köşemde AKP iktidarının Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi ile diyalog girişimlerinden söz etmiştim. Bu bağlamda MİT Müsteşarı Emre Taner’in aralık ayında bölgede gerçekleştirdiği temaslarına da değinmiştim. Anayasa Mahkemesi’nin AKP’ye açılan kapatma davasını kabul etmesiyle birlikte hükümetin manevra alanının daraldığını ve Kürt meselesi başta olmak üzere kritik konularda adım atmasının zorlaştığı yönünde oldukça karamsar yorumlarda bulunmuştum.
Oysa Iraklı Kürt gruplarıyla temaslar üst düzeyde sürüyor. Köşemin yayımlandığı güne denk gelen Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan ‘Irak’taki tüm guruplarla’ görüşme kararı bu politikaya resmiyet kazandırdı.
Başbakan’ın Dışişleri Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki heyet 1 Mayıs’ta Bağdat’a Irak Kürt Bölgesel Hükümeti’nin ‘başbakanı’ sıfatını taşıyan Necirvan Barzani ile biraraya geldi.
Görüştüğüm üst düzey Iraklı Kürt yetkililer, bu gelişmelerle ilgili memnuniyetlerini ifade ederken yine de ihtiyatı elden bırakmıyorlar.
“Dört yıllık bir aradan sonra yeni bir sayfadan söz edebiliriz,” diyor görüştüğümüz yetkililerden biri. “Bir kere alenen üst düzeyde yeniden konuşuyor olmamız çok önemli. Buzlar erimeye başladı. Birbirimizi dinleyip anlamaya çalışıyoruz.”
Aynı yetkili 2003’te ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle birlikte bölgedeki dengelerin değiştiğini, dolayısıyla Türkiye ve Iraklı Kürtlerin arasındaki ilişkilerin de ancak bu ‘yeni gerçekleri’ gözeterek tekrar formatlanabileceğini, sağlıklı bir zemine oturabileceğini, kaydetti. Iraklı Kürt yetkililer “artık işinize geldiğinde kullanıp, gelmediğinde horlayıp sırt çevirebileceğiniz konumdan çıktık, Irak Anayasası’nca da güvence altına alınmış federal özerk bir yönetimin temsilcileriyiz, biraz saygı lütfen,” demeye getiriyorlar. Bu bağlamda başta terör sorunu olmak üzere kapsamlı bir işbirliği için bir mekanizmanın ve çerçevenin oluşturulması gereğinin altını çiziyorlar.
Ne var ki Türkiye ve Iraklı Kürtler arasında filizlenen ortak zemin arayışında TSK yer almamakta. Iraklı Kürtlerin iddialarına göre heyetler arası görüşmelerde TSK’dan hiçbir temsilci bulunmadı. Aynı yetkililer TSK’nin bu sürece mesafeli durmasını da, sürdürülebilir işbirliği önündeki en önemli sorunlardan biri olarak tarif ediyorlar. Türk basınına yansıyan kimi haberlerin aksine şimdilik Necirvan Barzani’nin de Türkiye’ye gelmesinin pek olası olmadığını vurguluyorlar. Buna rağmen Iraklı Kürtler “Çabalarımız sürecek, zamanla TSK da bizim samimiyetimize inanacaktır,” diyor. Ancak Murat Karayılan veya Cemil Bayık gibi üst düzey örgüt üyelerinden bir kaç tanesini yakalayıp teslim etmeden bu nasıl olur sorusuna pek cevap bulamıyorlar.
Batılı gözlemcilere göre AKP Iraklı Kürtlere el uzatırken ABD’yi memnun ediyor ama sürece TSK’nın dahil olmayışı ister istemez bazı soru işaretleri yaratıyor. AKP’nin bir diğer çıkmazı ise, bir taraftan Iraklı Kürtlerin güvenini kazanırken, operasyonlar uzadıkça, Türkiye’deki Kürtlerinkini yitiriyor olması.
Peki, operasyonların uzaması Kürtlerin ABD’ye bakışını nasıl etkiliyor? Geçenlerde bazı uluslararası ajansların geçtiği haberlere göre, PKK’nın uzantısı olan ve İran’ı hedef alan PEJAK adlı örgüt, ABD’yi sorumlu tutarak bundan böyle ABD vatandaşlarına yönelik intihar saldırıları düzenleme tehdidini savurmuştu. Akabinde PEJAK uzun bir açıklamada bulunarak bu iddiaları reddetmişti, ama ABD’yi sert bir dille eleştirmekten de geri kalmamıştı.
Son aylarda ABD’nin Ankara büyükelçiliğindeki güvenlik önlemleri daha da sıkılaştırılmış görünüyor. Bunun Kuzey Irak’taki operasyonlarla bağlantılı olup olmadığını teyit edememekle birlikte PEJAK’ın halen ABD’nin 42 ismi içeren terörist örgüt listesine dahil edilmediğini öğrendik. Nedenine gelince; ABD’li yetkililer, PEJAK’ı “şiddete başvuran” bir örgüt olarak tarif ettiklerini, ancak PKK gibi terör örgüt listesine dahil edilmesinin “zaman alabileceğini” söylediler. Bu da ABD’nin PEJAK’ı İran’a karşı kullandığı yönündeki, henüz kanıtlanamamış iddialara güç kazandırıyor.
16.05.2008
|