Yaşadığınız ülkede etnik çatışmalar, komşu ülkelerle bitmek bilmeyen savaşlar var. Hayat güvenliğiniz sıfır. Rutubetten makyajınız eriyor, saçlarınız yapışıyor, her yerinizden şakır şakır ter akıyor. Sokaklar pislik içersinde. Her köşeden fışkıran binbir çeşit sinek, böcek, sürüngen ve saçtıkları ölümcül mikroplar da (sarı humma, sıtma gibi) işin cabası. Dişlerinizi dahi şişe suyuyla fırçalamaya mecbursunuz. Bir şişe su bir dolar. Bu bunaltıcı ortamda düzgün bir yerde yaşamak istiyorsanız, hani normal iki göz bir dairede, en az 1200 dolar çıkartmanız lazım. Buna bir de klimayı çalıştırmak için ödediğiniz elektrik paraları ekleyin. Maaşınız da 3800 dolar. Oysa sizinle aynı işi yapan birçok yabancı meslektaşınız sizin üç kat maaşınızı alıyor, çocuklarının fahiş mektep paraları ödeniyor ve 24 saat güvenliklerini sağlayan mobil ekipleri var. Size ise bir cevşenle yetinmek kalıyor...
'Monşerler'in dünyasına hoş geldiniz. Evet 'monşer' diye küçümsediğimiz Türk diplomatlarından bu çetin koşullarda Afrika açılımı yapmalarını bekliyoruz. Hem de bir avuç insanla. Afrika'nın üçüncü en büyük ülkesi ve kıtanın en zengin doğal kaynaklarına sahip olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde örneğin, Büyükelçimiz ve bir de üçüncü katipimiz var.
Yazının devamını okumak için tıklayın.