ERİVAN
Türk futboluna övgü yağdırıldığı bu günler diplomasi için de ilginç fırsatlar yaratıyor. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın 23 haziran günü Moskova’ya yaptığı bir gezi esnasında Dünya Kupası ön eleme turu çerçevesinde eylül başında Erivan’da oynanacak olan Türkiye-Ermenistan milli maçına Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü davet edeceğini açıklaması bunun en çarpıcı örneği diyebiliriz.
Bu açıklama, bir süredir Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni bir sayfa açmak üzere yürütülen karşılıklı zemin yoklamaların en açık ifadesi. Dışişleri Bakanı iken de doğu komşumuz ile yakınlaşmayı yeğleyen ve 2005 yılında Bilgi Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı tartışmalı Ermeni konferansına ılımlı mesajlar yollayan Cumhurbaşkanımız keşke bu daveti kabul edebilse.
Maç öncesinde bazı adımların atılıp atılamayacağını bilmemekle birlikte Ermenistan tarifinin daha önce dillendirdiği taleplerden yola çıkarak kapalı olan sınırımızla ilgili bazı tasarrufların tartışıldığını tahmin etmemiz zor değil.
Bunların arasında Rusya’da çarlık döneminden beri faaliyet gösteren ve Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgal edilmesiyle birlikte kapatılan Kars-Gümrü demiryolunun tekrar açılması ve sınır kapılarından üçüncü ülke vatandaşlarının geçişlerine izin vermeyi sayabiliriz. Karşılığında Ermenistan mevcut sınırları tanıdığını, Türkiye üzerinde herhangi bir toprak talebi olmadığını (aslında Sarkisyan bize dahil olmak üzere bunu defalarca dillendirdi) ve 1915 olaylarının iki ülke arasında kurulacak ortak tarih komisyonu tarafından araştırılmasını kabul ettiğini açıklaması isteniyor.
Neden şimdi sorusuna gelince Türkiye’nin başlıca kaygılarından biri ABD Kongresi’nin defalarca ele aldığı Ermenistan soykırım tasarısının Demokratlar iktidara gelirse artık engellenemez hale geleceği. Demokrat Parti adayı Barak Obama aralık ayında yapılacak başkanlık seçimlerini kazanır ve soykırımı tanıma sözünü tutacak olursa bunun Türk Amerikan ilişkilerinde yaratacağı deprem herkesin malumu. Oysa Ermenistan ile ilişkilerini düzeltmiş bir Türkiye’yi, pragmatizmi ağır basan Obama için de, Kongreye karşı savunmak daha kolay olacaktır. Bunu bilen Ankara şimdiden harekete geçmiş görünüyor. Gül’ün şubat ayında hile iddialarıyla cumhurbaşkanlığına seçilen Sarkisyan’ı ilk tebrik eden devlet adamları arasında olması yeni stratejinin ilk işaretlerinden biriydi.
Sarkisyan açısından ise böylesine tarihi bir açılıma imza atmak seçimlerle zedelenen itibarını, özellikle de uluslararası platformda yeniden kazanmanın en garanti yolu gibi görünüyor.
Peki, halklar buna hazır mı? Bizce gerek Türkiye’de, gerek Ermenistan’da kesinlikle öyle.
İnanılması zor gelebilir ama tanıdığım birçok Ermenistanlı büyük bir coşkuyla önceki akşam Almanya’ya karşı Türk takımını destekliyordu.
Ermenistan milliyetçiliğinin kalesi olan Dasnak partisi bile Gül’ün eylüldeki maça gelmesini istediğini açıkladı. Bir diğer örnek ise son günlerde yapılan bir kamuoyu yoklaması. Bilim adamı Stepan Grigoryan’ın öncülüğünde yapılan araştırmanın sonuçları, Ermenistan fikir önderlerinin yüzde 40’ının soykırımı tanıttırma çabalarına olumsuz baktığını, yüzde 72’sinin de Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklediğini gösteriyor.
Karabağ meselesine gelince Ermenistan ile dost olan bir Türkiye’nin bu sorunun adil çözümüne daha büyük katkısı olabileceğini “Azerbaycan’ı satıyoruz” itirazlarına verilecek en doğru cevap olacaktır. Ne var ki bazı politikacıların şimdiden oyunbozanlığa soyunduğunu görüyoruz. Seçim öncesinde “Türkiye’yle ilişkileri ben düzelteceğim” vaatleri saçan Ermenistan’ın eski Cumhurbaşkanı ve ana muhalefet lideri Levon Ter Petrosyan şimdiden ortak tarih komisyonunun kurulmasına ılımlı baktığı için Sarkisyan’ı “soykırımı reddetmek” ile suçladı. Tabi eylüle kadar Türkiye’de neler olur o da ayrı bir mesele. Üstelik Ermenistan’la ilişkilerimiz normalleşse dahi Diaspora’daki şahin kanat soykırımı tanıma taleplerinden asla vazgeçmeyecektir. Dolayısıyla doğu komşumuzla filizlenen dostluğumuzu sırf soykırım tasarılarını engelleme penceresinden değil kökleri binlerce yıla dayanan ortak tarih ve kültürümüzün kesildiği yerden yeniden kaynaşıp derinleşmesi üzerinden yürütmeliyiz.
VURUN KAHPEYE
Son günlerde New York Times muhabiri Sabrina Tavernise’ye yönelik saldırıları ibretle izliyoruz. AKP kalemşoru damgası yapıştırılan kadın gazetecinin en son “suçu” Mir Dengir Fırat’ın Atatürk devrimleri ile ilgi “travma” tarifini yazısına taşımak oldu. Bazı büyük gazetelerin köşe yazarları NY Times muhabirini soyadı ile değil hep “Sabrina” diyerek aşağılamaya kalkıyorlar. Bunu yaparken kadınları cinsel objeye indirgemek ile suçladıkları AKP’lilerden bir farklarının kalmadığını herhalde göremiyorlar. Tavernise dünyaca tanınmış cesur ve zeki bir gazeteci. Gülüp geçiyordur bunları.
27.06.2008
|