Bursaspor’un 2010 yılındaki şampiyonluğunu hatırlıyorum da, medya yere göğe sığdıramamıştı o takımı ve Ertuğrul Sağlam’ı. Bursaspor son haftada 2-2 faciası geçiren Fenerbahçe’nin önünde şampiyon olurken herkes bunu “Anadolu Devrimi” olarak nitelendiriyordu. Tabii medya bu değerlendirmeyi yaparken, kaçı sonuçlardan çok bu şampiyonluğu oluşturan iç ögeler sebebiyle “devrim” nitelendirmesini yaptı bilmiyorum. Çünkü insan bir devrimin devamlılığı olmasını ve yapıldığı yerde değişiklik yaratmasını bekliyor. Oysaki 2010 yılından beri ne Bursaspor’un futbolunda ne de Türk futbolunda devrimden doğan bir değişim ve gelişme süreci var.
Cumartesi gecesi oynanan Galatasaray-Bursaspor maçı anlattıklarımın tam bir kanıtı gibiydi. Maçta Bursaspor’un oynadığı oyunu boş bir sayfayla özetlesem çok daha anlamlı olurdu. Hadi geçtim organizasyonu, pas modelini, stratejiyi. Yahu bir takım iki pas yapmaz mı? Maç boyunca Bursaspor’un üst üste üç pas yaptığı pozisyon yok. Bir takımın sahaya çıkarken ne yapacağından haberi olmadığını bundan daha çarpıcı bir şekilde kanıtlayan bir istatistik olabilir mi?
Santra yapılıyor, daha ikinci saniye, ne yaptığını bilmeyen ve adeta “şapşallaşan” Batalla topu Sercan’ın ayağına bırakıyor. Senaryoya bir kere bakmadan sahneye çıkan bir tiyatro oyuncusu gibi, doğaçlama ne yapsam derken batırıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.