Nazlı Öztarhan, Star Ana Haber’in genç yüzü. Hayranları onu “sakin ve gülümseyerek haber sunması” ve “sosyetik bir evlilik yapmasına karşılık haberden kopmamasıyla” tanıyor. Madalyonun öbür yanında, yedi yıl ABD’de okuduktan sonra işe muhabirlikten başlayan, adrenalinden hoşlanan bir gazeteci var. Öztarhan’la muhabirlik yıllarından ekran yüzü olduğu zamanlara kadar konuştuk
Nasıl başladı gazetecilik? Gazetecilik 1999 yılında başladı. Üniversiteyi Amerika’da televizyon, psikoloji üzerine çift dalda bitirdim. Döndüm, NTV Haber Merkezi'nde kısa bir staj döneminin ardından, “Ne yapayım” diye düşünürken, haber merkezinin içinde benim için en cazip olanın istihbarat olduğuna karar verdim. Sıcak haberin içine bir girdim, bir daha çıkamadım.
Sıcak haberin nesi cazip geldi? Adrenalin. Yaptıkça hoşuma gitti. Planlı gitmiyor en azından. O gün ne olacağını bilmiyorsunuz. Bomba patlıyor, olay yerine gidiyorsunuz, o koşturma telaşı içinde haberi en iyi şekilde alma gayretiniz var. Bir başladım, bir daha da çıkamadım. Genellikle polis adliye dalında uzmanlaştım. Telsizde sürekli 85 Beşiktaş, 86 Beyoğlu. Bir ara telsizle evlilik halindeydim. O zaman bütün ihbarlar oradan geliyordu. Beş, beş buçuk yıllık bir süre geçti. İl il dolaştım, Başbakan’ı takip ettim. Bir dönem Şehir Notları yaptım. Farklı konularda, şehrin değişik noktalarından beşer onar dakikalık paketler hazırladım. 2004 yılında Star TV’ye transfer oldum. Erdoğan Aktaş geçiyordu, bana teklifte bulundu. Benim için ulusal kanala geçmek, tematik kanaldan sonra farklı bir dünyaydı. Tebdili mekânda ferahlık var. İyi bir deneyim yaşadığımı düşünüyorum. Yaklaşık bir buçuk yıl kendi bültenimi yaptım. Bir buçuk yıl boyunca çok geniş bir yelpazede, sanattan ekonomiye, siyasete çok değişik konuklarımız oldu. 4 kişilik bir ekiptik ama güzel işler çıkardığımızı düşünüyorum. Bir buçuk yılın ardından ana habere geçtim. Ve derken hamile kaldım, kısa bir ayrılık oldu. Döndüğümde yepyeni bir Star Haber vardı, Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil yönetiminde. Bir senedir yaklaşık aynı şekilde şimdi hafta sonu haberlerini sunuyorum. Hafta içi de editoryal destek veriyorum. Yeri geldiğinde hâlâ muhabirlik yapıyorum.
Kadınların polis adliye alanında çalışması çok fazla rastlanan bir olay değil... Ben planlı hiçbir şeyden hoşlanmıyorum. Sıcak haber de böyle bir şansınız yok. Önünüze ne düşerse yapmak zorundasınız, kısa bir süreniz var. Belki de bu beni cezbetti. Benim için kadın erkek ayrımı yok. Dışarıdan bakıldığında insanların kabullenmesi açısından sorun var. Emniyet Müdürlüğü’ne girdiğinizde, adliye koridorlarında gezdiğinizde kadın olduğunuz için yadırgayabilirler. Zaman içinde kendinizi kabullendiriyorsunuz.
Sizin başladığınız dönem İstanbul’da bombalamaların, ölüm oruçlarının olduğu bir dönemdi. Çok sıcak bir dönem geçirdik. Gazi olayları biraz sakinleşse de, yine de vardı. Özellikle ölüm oruçları, F Tipi cezaevleriyle ilgili çok büyük olaylar vardı. Biz de bu süreci tamamen yaşadık. Aslında ben uzun bir süre yaklaşık yedi yıl hep yurtdışındaydım. Dört yıl yatılı okudum. Yedi yıl Türkiye’den uzaktım, dışarıdan takip ediyordum ama hep bir yere kadar. Ben hep olayları, yaşayarak öğrendim.
İnsan şaşırmıyor mu? 15 yaşında gidiyorsunuz, döndüğünüzde gazeteciliğe başlıyorsunuz ve bu arada ülkede bir sürü şey değişmiş... Çok da yabancı değildim. Bütün yaz burada kalıyordum. İster istemez takip ediyorsunuz. Ama gazeteciliğe başlayınca her şeyi içinde birebir görüyorsunuz. Ne kadar yurtdışında olsam da, yılın belli aylarında Türkiye’ydim. Şaşırdım mı? Hayır, Türkiye’de artık hiçbir şeye şaşırmıyorum. Ölüm oruçları da bunun başlangıcı. İlk gününden son gününe kadar süreci takip ettiğim için beni şaşırtan bir esna olmadı.
Aileniz “Neden istihbarat muhabiri olarak başladın” demedi mi? Benim ailem hiçbir zaman “Şunu yap, bunu yap” demedi. Her zaman isteklerime saygılı oldular. Ben ne de mutluysam onlar da öyle mutlulardı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.