1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Şubat 2012 Çarşamba 21:22
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayça Örer PAZAR SÖYLEŞİLERİ 25.10.2009
Ayça Örer
Zeki Demirkubuz: ‘Kendimi koyduğum yer inançsızlık’
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayça Örer - Zeki Demirkubuz: ‘Kendimi koyduğum yer inançsızlık’ Ayça Örer - Zeki Demirkubuz: ‘Kendimi koyduğum yer inançsızlık’ Ayça Örer - Zeki Demirkubuz: ‘Kendimi koyduğum yer inançsızlık’ Ayça Örer - Zeki Demirkubuz: ‘Kendimi koyduğum yer inançsızlık’ Ayça Örer - Zeki Demirkubuz: ‘Kendimi koyduğum yer inançsızlık’ Ayça Örer - Zeki Demirkubuz: ‘Kendimi koyduğum yer inançsızlık’ Ayça Örer - Zeki Demirkubuz: ‘Kendimi koyduğum yer inançsızlık’ Ayça Örer - Zeki Demirkubuz: ‘Kendimi koyduğum yer inançsızlık’
Ayça Örer köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Altın Portakal Film Festivali’nden yeni döndünüz... Nasıldı bu sene?

Bu sene iki günlüğüne gittim, şöyle ya da böyle diyebileceğim bir izlenim edinmedim o yüzden. Filmi izlemeye gittim. İlk defa sinemada insanlarla birlikte izledik. O konuda bile fazla izlenim edinemedim, çünkü festivaller belirli yerler oldukları için, festivale gelen, filmi izleyen hemen herkesin bir rolü var, –sinemacı, eleştirmen- öyle çok da basit ve olması gereken yerden bakılamıyor. Bir sinemacı bir sinemacının çalışmasına, bir eleştirmen ertesi gün yazacağı filme ya da bir sinema okulu öğrencisi beğendiği ve beklediği bir yönetmenin filmine bakıyor. Doğal olarak zorlanıyorlar. O yüzden “Tam bir izlenim edindim” diyemem. Festivaller giderek ideolojik bir çerçeveye oturmaya başladılar. Bir festivalin yapılma nedeni filmlerdir, festivalin kendisi artık başlı başına bir amaç. Filmlere, gelen konuklar da buna hizmet eden araçlar haline gelmeye başladı. Böyle bir gözlemim var. Genel olarak festival seven biri değilimdir, çok fazla da ilgilendiğimi söyleyemem.

Bu yıl festivalde politik konulara değinen filmler dikkat çekti...


Antalya ya da diğer festivallerde ve yurt dışında genel olarak sinema, sırtını bir ideolojik düşünceye ya da filmlerin çekildiği ülkelerin reel politiklerine dayamaya başladı. Sinemanın başlangıcındaki, 50’li, 60’lı, 70’li yıllardaki sanatsal, sorgulayıcı arayış, ifade bulma çabası hemen hemen yok oldu. Cannes Film Festivali’ne de baktığınız zaman, Avrupa’daki en basit festivallere de baktığınız zaman, Türkiye’deki film festivallerine de baktığınız zaman, böyle bir şey var. İnsanların genel beklentilerine karşılık vermek üzere çekilen filmler var. Bu sinemanın gidişatını derinden etkileyecek. Sinemada ideolojik düşünceler, etnisite, dinsel meseleler, terör gibi gündelik hayatın kötü bir yansıması ya da gündelik hayatın ideolojik parçası olmaya doğru bir gidişat olduğunu, ben kenarda duran bir yabancı olarak gözleyebiliyorum. Avrupa ve Türkiye’de sinema ve sanat yapan, bu işin etrafında toplanan insanlar belli bir düşüncenin sahibi. Ekseriyetle solcuların, sol düşüncenin oluşturduğu bir şey. Dolayısıyla sinema ve sanata propagandist anlam yüklemek kaçınılmaz oluyor. Böyle olunca da ortaya bana göre olmaması gereken bir kriter ortaya çıkıyor. Antonionilerin, Bergmanların, Tarkovskylerin bittiği bir dönem bu dönem. Uzun yıllardır ne ülkemizden, ne yurt dışından bu filmlere benzer bir filme bile rastlamıyorum. Her filmin bir numarası var. Hiçbir şeyi olmayan hümanizme, savaş karşıtlığına sırtını dayıyor. İnsanları aslında umutlandıran bu gidişat bana daha bir kötü geliyor.

Yani sinemanın büyüsü insanları yukarı çekecekken, insanların gündelik sorunları sinemayı aşağıya çekiyor...


Bir ülkenin siyasi, hukuki, gündelik hayatıyla ilgili konuları hariç bırakıyorum, beklentiler üzerinden yapılan hiçbir eylemi bu tip konularda değerli bulmam. Eğer burada bir beklenti üzerine bir kurgu oluşacaksa, bu ister hümanizma, ister özgürlük adına olsun, o zaman Amerikan sinemasını da açıklamak gerekir. Beklenti sinemasını en açık, en net şekilde yapan Amerikan sinemasıdır. Meseleye ticari bakar. Sınıfsallık, etnisite gibi olayların sinema üzerinden tartışılması, araç haline getirilmesi, masumane ya da bilinçli de olsa iki yüzlülük haline gelebilir. Çünkü bunlar sokakta halledilecek meselelerdir. Bir toplum, sınıfsal, etnik sorunlarını sokakta, bizzat yaşayarak fabrikada, işyerinde değil de, sinema üzerinden anlamaya kalkıyorsa burada ikiyüzlü bir durum ortaya çıkıyor demektir.

Türkiye gibi siyasi meselelerini çözmekte güçlük çeken ülkelerde bu sorunların sinemaya da yansıması kaçınılmaz görünüyor...


Tesbit olarak doğru ama benzer sorun Avrupa’da da yaşanıyor. Bugün Avrupa sinemasına baktığımız zaman belki estetiği ayırabiliriz. Ama estetik bile bir numara. Bugün film yapmak isteyen insanın o filme ve kendisine ait bir numarası olması gerekiyormuş gibi bir hal var. Bir tür cambazlık gibi. Cebinde insanların dikkatini çekecek, ilgisini uyandıracak bir numarası olması lazım. Sinemanın, sanatın sorgulayıcı, kuşkucu yanını tamamen ortadan kalkıp mesajlara, öğretici şeylere öncelik vermek sinemayı ezer. Böyle bir ülkede sinemanın gelişmesi mümkün değildir.

O halde siz Türkiye’de sinemanın canlandığına katılmıyorsunuz.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayça Örer Makaleleri:
  1. Selim Badur: ‘Domuz gribinden korkmayın’ - 01.11.2009
  2. Zeki Demirkubuz: ‘Kendimi koyduğum yer inançsızlık’ - 25.10.2009
  3. Sema Kaygusuz: “Burası kırık aynalar ülkesi” - 18.10.2009
  4. Sibel Eraslan: “Biz de Cumhuriyet’in kızıyız” - 11.10.2009
  5. Ergun Babahan: ‘Ergenekon basını özgürleştirdi’ - 04.10.2009
  6. Ahmet Turan Alkan: Trajedimiz solun Kemalist olması - 20.09.2009
  7. Karin Karakaşlı: “Sınırın açılması acıları hafifletir” - 06.09.2009
  8. "Bidon kafa dersen tüp kafa derler" - 23.08.2009
  9. “Kararı alkışlamadık önce özür dilesinler” - 12.07.2009
  10. Vivet Kanetti: “Her pencerenin ardında binlerce isimsiz yazar var” - 05.07.2009
  11. “Mevlâna’yı şizofren yaptılar” - 28.06.2009
  12. Nazlı Öztarhan: ‘Masabaşı çalışmak sıkıcı gerçek adrenalin sokakta’ - 21.06.2009
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  TFF seçimine doğru
  Aykut Kocaman ve Volkan duruşmada
  Savcı Mehmet Berk de benim üyem
  Galatasaray’da Arena şoku
  Kendi kaybetti ama dostluk kazandı
  Los Angeles’ta var bir festival
  Taraf’tan Dali sergisine davet
  Yeşilçam Ödülleri bir yıl mola verdi
  Bakımlı Mona Lisa görücüye çıktı
  Al Pacino’ya Dublin’den ödül
  Mühendislerle cazdan türkülere
  Salon’un sahnesi hafta sonu dopdolu
  Tarkovski’yi anlamak
  CRR’de bir mezzosoprano
  Oscarları verenlerin çoğu beyaz erkek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.02.2012
İktidar ve muhalefet
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 22.02.2012
Dinden, Marksizme
BAKIŞ ACISI
Lale Kemal - 22.02.2012
Talihsizlik, Oslo sürecinin odak olması
AÇILIM
Emre Uslu - 22.02.2012
Kusursuz operasyon (2): MİT kaybetti
MEO VOTO
Mithat Sancar - 22.02.2012
Anadilimiz ve hikâyemiz
SOLDUYU
Roni Margulies - 22.02.2012
Müslüman çocukların bahtsızlığı
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.02.2012
Ayşe Arman’ın röportajında ‘mem’le ‘gen’ birbirine karıştırılınca...
-
Gülengül Altınsay - 22.02.2012
‘Başın sağ olsun ülke futbolu, gözün aydın Beşiktaş’
GÜNDEM DIŞI
Bülent Şirin - 22.02.2012
Yeni bir Trabzonspor istiyoruz
PARALEL HAYATLAR
Levent Yılmaz - 22.02.2012
Hu Feng ve açtığında sevmeyeceğimiz yüz çiçek
HÜR VE HESAPSIZ
Sedat Tunalı - 22.02.2012
Arama konferansı (1): Aziz Yıldırım başkan olsa ne olur
CADININ BOHÇASI
Esmeray - 22.02.2012
Kılıç, nefret, vahşet!..
ŞARZÖR
Ayça Şen - 22.02.2012
Baharı beklerken
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayça Örer - "Zeki Demirkubuz: ‘Kendimi koyduğum yer inançsızlık’" başlıklı köşe yazısı
22.02.2012 21:22:04