
Bahar gelene yüz tutunca, sabaha karşı o şehrin curcunasının içinde dahi şakır şakır öten (bülbülmüş meğer) kuşcağız, üzerinde karate ve yoga salonu reklam afişi bulunan ağacın üzerine tüner, öter de öter. Sonra öğlene doğru bir başka çeşide (serçegillerden biri herhalde) yerini devreder ve bu kez de o akşama dek, öter de öter.
O zaman anlarım ki, bahar veya ona benzer bir şey geldi. (Ki, iki gün önce ilk cemre düştü.)
Zaten sayın kedimiz Sütlü’yü dün sokakta gördüğümüzde anlamıştık baharın geldiğini. (Sabah kahvaltılarından sonra sokak kapımızın önünde durur ve bir bize, bir kapıya bakarak ağzına yakışmayan o kart miyav sesini çıkarır ve kapıyı açmamızla sokağa seğirtip, iki üç saat sonra eve döner.)
Dün sabah sokakta dolaşırken bizi gördü ve aniden büyük bir artislikle apartmanın önündeki ağaca zıplayıp eser miktarda tırmanıp, bizim “o totoyu daha fazla kaldıramaz” iddialarına girmemize aldırış etmeden yan gözle kendisini görüp görmediğimize bakıp, gördüğümüzden emin olunca geri düştü. Bunu gören Memo “bahar geldiği için çiftleşme enerjisi var ve bize hava atıyor” diyerek kedi psikanalizi yaptı. (Fakat kulaklarını iki yanına kıstırıp geri geri onu gördük mü acaba diye bakmaya çalışması hakikaten görülmeye değerdi.)
Aşağı düştükten sonra sanki büyük bir tırmanışı gerçekleştirmiş de tırmanışlara doyamamış gibi bir de diğer ağaca bakıp tırmanma hazırlıkları için poposunu iki yana oynatmaz mı! Gülmemiz geldi ama belli etmedik.
Yazının devamını okumak için tıklayın.