
Bir iki gündür uçak sallanırken herkesin can derdinde olduğu fakat çocukların heyecanlı bir macera olarak tatlı bir lezzet duyduğu türbülanslardaki gibi Başbakan’ın “tek din, tek millet, tek bişey bişey”lerine aynı lunapark heyecanını duyuyorum.
Etrafımdaki herkes çok endişeli. Bendeniz de endişeliyim fakat en nihayetinde çocukluğumdan beri alıştığım ülkemizin bu “harikalar kumpanyasının” da hastasıyım. Memleket acaba daha ne kadar türbülans yaşayabilir, acaba uçak düşer mi, düşerse inişte kimbilir nasıl roller coaster adrenalini yaşanır, gibi son derece dejenere heyecanlar içindeyim.
Geçenlerde okuma yazmayı unutmamak adına pratik yapmak için, kütüphanede bulduğum çok eski bir kitaba başladım. Bertrand Russel’ın konuşmalarından derlenen Dünyamızın Sorunları isimli bu kitap, insanlığın ne kadar zaman geçse de değişmediğini gösteriyor. Zaten adam söylüyor; “insanın genel sorunudur bunlar” diyor.
Mesela bir kitabında “Dünyada bir tek millet var, bütün yüksek değerler ondadır. Başkalarının bu değerlere sahip çıkmaya hakları yoktur. Bu tek milletse okuyucum hangi millettense, o millettir” yazmış, derken bir okurundan mektup almış. Mektupta “Polonyalıların üstünlüğünü kabul etmenize çok sevindim” yazmaktaymış.
Yazının devamını okumak için tıklayın.