
Zor bir yıldı 2010.
Yakınlarımın ayrılıkları, hastalıkları ve kayıplarıyla geçti.
Bu yazıyı yazarken geriye dönüp bakıyorum da, yüzümü gülümseten şeylerin çoğunun bisikletle ilgili olduğunu fark ediyorum.
Ekimde Gökova’da neşeli bir tura katıldım, ardından Bursa’da bir belgesel çekiminin parçası oldum. Kuş sesleriyle pedal çevirdim, ciğerlerime huzur doldurdum.
Ve ‘İstanbul’... Bir tasarımcıya çok az nasip olacak bir bisiklet projesinin, İstanbul’un üstüne imzamı attım. Onunla ilgili iltifatlar aldıkça mesut, bahtiyar oldum.
Geçenlerde bahtiyarlığımı katlayan bir şey daha yaşadım. ‘İstanbul’, Rahmi Koç Müzesi’nde sergilenmeye başladı. Üstelik bu şahane müzenin yetkilileri ‘beyaz gelinim’i öyle bir bölüme koydular ki hissettiklerimi tarif edemem.
‘İstanbul’ büyük üstat Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz heykeli ve velespitinin yanı başına yerleştirildi.
Dört tarafı camlarla çevrili bölümde, ayrıca birbirinden albenili vagonlar, tramvaylar var. Tramvaylardan bir tanesi atların çektiği cinsten. Bilenler biliyor: İstanbul’un üstünde de bir atlı tramvay çizimi var Oradaki at elbette bir bisiklet.
Yazının devamını okumak için tıklayın.