Urfalı dostum Mahmut İzgören söyledi: Urfa civarında bisiklete “cansız at” derlermiş. Daha önce -üstelik farklı dillerde- “demir at” benzetmesini duymuştum ama “cansız at”ı hiç duymamıştım.
(İngilizce’deki “iron horse” deyimi uzun yıllardır hem tren hem bisiklet için kullanılıyor.)
Cansız at benzetmesini duyunca aklıma bir Aziz Nesin öyküsü geldi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, bir köye mebus geliyor. Ömürlerinde hiç otomobil görmemiş olan köylüler, mebusun kocaman siyah canavarını görünce korkuyla kaçışıyorlar. Korkularını yendikten sonra “hayvan susamıştır” diyerek, önüne su ve saman koyuyorlar. Köyün muhtarı hışımla dışarı çıkıyor ve bağırmaya başlıyor: “ulan cahiller, rezil ettiniz köyümüzü... Hayvanın teri soğumadan önüne yiyecek konur mu?”
(Eyvahhh..Yazıya başlarken hiç niyetim yoktu ama, şimdi bu yazının içinde hem Aziz Nesin hem de ter konusu geçtiğine göre anlatmak zorundayım. Yerim kalırsa üç-beş satır bisikletten de söz ederiz.)
Aziz Nesin’in köşe yazarlığını neden bıraktığına dair bir tevatür vardır. Üstat bir yazısında “Köpek o kadar çok koşmuştu ki, terden sırılsıklam olmuştu” gibi bir cümle kurar. Çok geçmeden bir okur mektubu alır.
Okur: “Sen kocaman yazar olmuşsun ama, daha köpeklerin terlediğinden haberin yok. Köpekler terlemez. Terlerini dilleriyle dışarı atarlar” yazmıştır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.