
Geçen cumartesi çok ilginç bir gösteri izledim.
Garajistanbul ve Theater Freiburg’un/ Türk-Alman Tiyatro Pazarı’nın birlikte kotardıkları Kabine’den (Cabinet) söz ediyorum.
Türkiye’den ve Almanya’dan ikonları aynı sahnede buluşturan oyun, birçok açıdan ilgi çekiciydi.
İkonların hepsi hayatımızı doğrudan ya da dolaylı etkilemiş şahsiyetlerdi.
Goebbels’ten Ziya Gökalp’e, Turgut Özal’dan Helmut Kohl’e, Heidegger’den İhsan Doğramacı’ya, Bülent Ersoy’dan Marlene Dietrich’e kadar yığınla isim, sahnede arz-ı endam eyleyecekti.
Oyunla ilgili basın bülteni posta kutuma düştüğü anda bir isim özellikle heyecanımı arttırdı. Bu coğrafyada pek tanınmayan Jan Ullrich’ten söz ediyorum. Ahalinin ekseriyeti bilmez ama Şeytan Arabası’na muhabbeti olanların yakından tanıdıkları bir isim Ullrich.
Bisiklet tarihinin en özel yeteneklerinden biriydi ‘Genç Jan’.
24 yaşında Fransa Turu’nu kazanmıştı. Bu Almanya tarihinde daha önce olmuş bir şey değildi. Çocukluğu Doğu Almanya’da geçmiş bir sporcunun başarısı sadece Batı Almanya’nın değil, kapitalizmin reel sosyalizm karşısında kazandığı moral üstünlüğün göstergesi gibiydi.
Ne var ki çok zaman geçmeden Jan’ın başarısının bir Pirus zaferi olduğu anlaşıldı.
Mallorca’da patlak veren ve başrolünde doktor Efemiano Fuentes’in oynadığı soap-operada onun da küçük bir rolü vardı.
Bisikletçiler için tırmanışlar her zaman zordur. Zirveye ulaştıktan sonra sahip olduğunuz iniş tekniği genel klasmandaki yerinizi belirlemek açısından önemlidir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.