Bir süredir Salman Rüştü’nün
Geceyarısı Çocukları’nı okuyorum.
Roman, yayımcısının da söylediği gibi düşle-hakikatin, fanteziyle-tarihsel olguların arasında gidip geliyor.
“
Hayatımızdaki en önemli kararlar, genellikle biz orada yokken alınır” gibi müthiş mesellerle dolu bir kitap bu.
Romanın bir yerinde yüzüme geniş bir tebessüm yayıldı. Kitabın hem kahramanı hem de yazarı olan Salim Sina, şöyle bir cümle kurmuştu: “
...1942 yazının sonlarında dedem Doktor Adem Aziz, tehlikeli bir iyimserlik kapmıştı. Agra’da bisikletiyle gezerken kulakları tırmalayacak kadar kötü ama mutlu bir şekilde ıslık çalıyordu...”
Sina’nın bir bulaşıcı hastalık gibi tarif ettiği iyimserlik, aslında yazarın kendisinin de pek çözemediği bir durumdu, ve işin içindeki bisiklet boyutunu ihmal ediyordu.
Bu köşeyi takip edenler, bisiklete binen insanın iyimserlik hastalığına tutulduğuna dair çok cümle okumuştur.
Aslında mesnetsiz bir iyimserliktir bu. Kötümserliğin ta kendisidir.
Yine de yapacak bir şey yoktur. Bu hastalık, o seleye oturan herkese bir şekilde bulaşır.
17 haziran perşembe sabahı saat altıda evinden yola çıkan Çağatay Avşar da Ankara Gölbaşı Yolu’nda böyle bir iyimserlikle pedal çeviriyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.