
Evvelki hafta Mizah Festivali Ekibi olarak Çatalca’daki Nesin Vakfı’na gittik. 2011 baharında yapılacak Mizah Festivali’nin ısınma turlarından ikincisini attık.
Isınma turlarının ilkini üç ay önce Cihangir’de atmıştık. Hababam Sınıfı’nın Mahmut Hoca’sını, İşçi Sınıfı’nın Yaşar Usta’sını, Kahkahamızın İbiş’ini, Sadece Güner’in değil, hepimizin babası Münir Özkul’u ziyaret etmiştik. Evinin penceresinin altında, “Mahmut Hoca Mahmut Hoca” diye ünlemiş, o da hasta haline rağmen pencereye çıkıp bize el sallamıştı.
Aziz Nesin’i ziyaretimiz de bir çeşit saygı duruşu, bir çeşit hasret çağrısıydı.
Bu çok özel günü bir şekilde bu köşeye taşımalıydım. Ama bunu yaparken mevzuyu da bir şekilde bisiklete bağlamalıydım. (Cemal Süreya’nın yazdığı portrelerde son cümle bir şekilde şemsiyeye bağlanır ya; o hesap.)
Hiç özlüyor musunuz Aziz Nesin’i?
Aydınlar dilekçesi için, “Vahdettin de aydındı. Ben ne yapayım öyle Aydın’ı?” diyen Evren’e, “Vahdettin’in aydın olup olmadığını bilmem ama devlet başkanı olduğu kesindir” diyen bir cesaret abidesini özlüyorum.
Ziya Ül Hak bir suikastta öldürülünce, “Aziz kardeşimi kaybettim” diyen aynı Evren’e, “Aziz kardeşin ölmedi, Ziya kardeşin öldü, Aziz kardeşin taş gibi burada” diyen bir mizah ustasını özlüyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.