Geçen hafta Başbakan Erdoğan AKP grubunda, 1948 yılında Tan gazetesi matbaasının CHP’li gençler tarafından yıkılmasından sonra Aziz Nesin’in yazdığı bir metni okudu:
“Ey Türk faşisti! Birinci vazifen Türk matbaalarını yıkmak, makineleri ısırmak, demirleri dişleyip duvarlara asmaktadır. Gazeteleri çamurlara serip, üzerinde ağzın köpürünceye kadar tepinmektir. Bu temel partinin hazinesidir, meydanlarda kitaplarını yaktığın namuslu insanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş şekilde işkenceye tâbi tutulabilir. Matbaaları yıkılmış, gazeteleri yakılmış, çoluk çocuğu dağıtılmış, hâneleri işgâl ve kendileri perişan edilmiş olabilir.
Ey faşist yumurcakları, işte bu ahvâl ve şerait içinde dahi yapılanları kâfi görmeden namuslu vatanperverleri dağıtmak için muhtaç olduğun çekiç, balta, Halk Partisi’nin ambarlarında mevcuttur.”
Aziz Nesin’in tesbitleri CHP’lileri sinirlendirdi. Fakat, önümüzdeki dönemde vesayet rejiminin zayıflaması sonucunda, CHP’nin Tek Parti Dönemi’nde (1925-1945) uyguladığı baskıcı politikaların daha çok gündeme geleceğini düşünüyorum.
Dünyada “demokrasiye geçiş” aşamalarını izleyenler, geçiş sürecinin bazı özelliklerini hatırlayacaklardır. Sürecin “olmazsa olmaz” bir boyutu da, tek partili diktatörlük rejimlerinin veya askerî yönetimlerin çöküşü esnasında eski dönemin ciddi bir siyasal eleştiri süzgecinden geçmesidir. Latin Amerika’daki askerî rejimlerin yıkılmasından sonra cuntacı generaller veya işkenceciler yargılanmış ve bir kısmı hapse atılmıştır. Eski Sovyet rejimleri çöktükten sonra, Doğu Avrupa ülkelerinde yeni anayasa, seçim kanunu vb.
Yazının devamını okumak için tıklayın.