6 Nisan 1971 tarihinde Japonya’nın Nagoya kentinde 31. Dünya Ping Pong Şampiyonası yapılıyordu. ABD milli takımından Glenn Cowan ile Çinli milli sporcu Zhuang Zedong’un turnuva esnasında gelişen dostluğu gazetecilerin dikkatini çekmiş, iki sporcunun fotoğrafları dünya basınında yer almıştı. Çin Halk Cumhuriyeti o yıllarda dünya politikasının dışındaydı. ABD ile Çin arasında 1949 yılından beri tam anlamıyla bir soğuk savaş yaşanıyordu. İki ülke birbirini tanımıyordu, ayrıca Çin Halk Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler’e üye değildi.
İki sporcu arasında başlayan dostluk ABD ile Çin arasındaki yakınlaşmayı tetikledi. Fırsatı iyi değerlendiren Başkan Mao ve Başbakan Çu En Lay, Amerikan takımını hemen Çin’e davet ettiler. 10 nisan günü ABD ping pong milli takımı, yöneticiler ve gazeteciler Hong Kong’dan Çin’e geçtiler ve 17 nisan tarihine kadar Çin milli takımı ile gösteri maçları yaptılar, Çin Seddi’ni ziyaret ettiler ve Çin balesi izlediler. Böylece 1949 yılından beri ABD ile Çin arasında ilk resmî temas gerçekleşmiş oldu. Bu olay, diplomasi tarihinde “ping pong diplomasisi” olarak bilinir.
Aynı yılın temmuz ayında, ABD Başkanı Richard Nixon’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Prof. Henry Kissinger gizlice Pekin’e giderek iki ülke arasındaki ilk temasları başlattı. Bundan sonra ABD - Çin ilişkileri son derece hızlı gelişme gösterdi. Başkan Nixon ve Henry Kissinger, 21 Şubat 1972 günü Pekin’e ilk resmî ziyaretlerini yaptılar. Nixon - Kissinger ikilisinin Çin ziyareti dünya basınında bir bomba gibi patladı. Tarihî ziyaretin sonucunda 28 Şubat 1972 günü ünlü “Şanghay Bildirisi” yayınlandı ve ABD ile Çin arasındaki en ciddi sorun olan Taiwan meselesi için bir ara çözüm kabul edildi. ABD, Çin Halk Cumhuriyeti yönetimini Çin’in meşru hükümeti olarak tanıdı ve zaman içinde Taiwan’daki askerî varlığını azaltma kararı aldı. Böylece, Çin dünya politikasında önemli bir güç haline geldi.
Bütün bunları neden anlatıyorum? Bilindiği gibi, 2010 Dünya Kupası elemelerinde aynı grupta yer alan Türkiye ile Ermenistan milli futbol takımlarının maçı 6 Eylül’de Erivan’da oynanacak. Geçenlerde, Ermenistan’ın yeni Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü Erivan’a maç izlemeye davet etti. Sn. Gül’ün bu daveti kabul edip etmeyeceğini henüz bilmiyoruz. Mehmet Ali Birand, “Erivan’a gidip, gitmeme kararı” üzerine şunları yazıyor:
“Gitmemek, kimseyi şaşırtmayacaktır. Ermeniler’in, Türkiye hakkında yaymaya çalıştıkları ve doğrusu bir çok ülkede de kabul edilen görüntü aynen şöyle: Tepeden bakan, büyük gücünü küçücük Ermenistan üstünde kullanan, sınır kapısını kapatarak cezalandıran, Ermeniler’e kötü muamele etmiş, çok sayıda Ermeni’nin ölmesine neden olmakla kalmamış, soykırım yapmasına rağmen hiçbir şeyi kabul etmeye yanaşmayan bir ülke. Bu imaja sahip olduğumuzdan dolayı, Erivan’a gidilmediği takdirde kimse şaşırmayacaktır. Ankara’dan beklenen budur. Erivan’ın açılımlarını eliyle itip reddeden ülke...” (Milliyet, 22 temmuz)
Birand’ın bu yazısından sonra, Kafkasya’da Gürcistan ile Rusya arasında ortaya çıkan son kriz de Cumhurbaşkanı Gül’ün Erivan’a gitmesini ve Ermenistan ile Türkiye arasında bir diyalog başlatmasını gerekli kılıyor. Fakat, 1990’lardan beri Türkiye’nin Kafkaslar politikası maalesef Azerbaycan’a endekslenmiştir. 1991 yılında dönemin Ermenistan Cumhurbaşkanı Ter Petrosyan’ın Türkiye ile yakınlaşma çabalarını DYP-SHP koalisyonunun başbakanı Demirel’e geri püskürttüren zihniyet, bugün de “Gül, Erivan’a gitmesin!” diye Ankara’da elinden geleni yapıyordur diye düşünüyorum.
Bu konuda Cumhurbaşkanı Gül’e açık mektup yazan Amberin Zaman şunları söylüyor: “‘Kardeş Azerbaycan ne der?’ sorusuna gelince, Kafkasya’daki son kriz artık bölgesel barışın ne kadar ivedi olduğunu herkesin gözleri önüne serdi. Bakü - Ceyhan boru hattındaki patlama yüzünden Azerbaycan haftalardır petrolünün önemli bir kısmını ihraç edemiyordu. Rus kuvvetlerinin geçtiğimiz günlerde Tiflis yakınlarındaki demiryolu köprüsünü tahrip etmesiyle birlikte Azerbaycan artık demiryoluyla Gürcistan’ın Karadeniz limanlarına taşınan petrolünü de satamıyor. Oysa Bakü - Ceyhan hattının Ermenistan üzerinden yedek bir çıkışı olsaydı bu kadar sıkıntı yaşanmazdı. Köprünün uçurulması aynı zamanda Ermenistan’ı da kritik bir durumla karşı karşıya getirdi. Ermenistan’ın kullandığı mazot ve uçak yakıtının neredeyse hepsi Gürcistan limanları üzerinden geliyor. Tükettiği tahılların da çoğu aynı güzergâh üzerinden geliyor. Ancak krizin patlak vermesiyle birlikte sevkıyatlar önemli ölçüde durdu. Bu durumda İran haricinde Ermenistan’ı dünyaya bağlayan bütün yollar tıkanmış bulunuyor... Ben diyorum ki, ve burada birçok insan diyor ki, en azından geçici olarak Türkiye Kars - Gümrü demiryolu hattını yeniden açsa. Böylece sadece Ermenistan’ı değil, Gürcistan ve Azerbaycan’ı da kriz çözülene dek rahatlatmış oluruz. Özellikle Gürcistan’ın mahsur kalan bölgelerine, Gori’ye, demiryoluyla yardımın ulaşmasını sağlamış oluruz. Türkiye gibi büyük bir devlete de yakışan bu değil mi?” (Taraf, 22 ağustos)
Anlaşılan, siyasi akıl ve basiret Cumhurbaşkanı Gül’ün Erivan’a gitmesini gerektiriyor. Ama hükümet kanadından birileri “Efendim, 2009’da seçim var. Ermenistan ile olan yakınlaşma tabanımızda tepki yaratır ve bize seçim kaybettirebilir” iddiasını ileri sürebilir. Böyle düşünenlere bir çift lafım var: Cumhuriyetçi Parti’nin adayı Richard Nixon, Çin’e gittikten dokuz ay sonra girdiği seçimde toplam oyların yüzde 60,7’sini alarak rakibini ezip geçmişti. Unutmayalım, dış politikada barış, diyalog ve yumuşama arayışları orta yolcu seçmen tarafından her zaman ödüllendirilir. Korkudan titremeye hiç gerek yok!