1979 yılında İngiltere’de öğrenciydim. Canterbury’de arkadaşlarım Sencer ve Ayşe Güneş Ayata’nın evlerinde İngiliz seçimlerini izliyorduk. Muhafazakâr Parti lideri Margaret Thatcher, İngiliz İşçi Partisi lideri Jim Callaghan’ı oyların yüzde 44’ünü alarak sandığa gömmüştü. Thatcher’in iktidarında İşçi Partisi çok güç kaybetti. Madencilerin grevi kırıldı, birçok şirket özelleştirildi. Sert mizacı dolayısıyla Demir Lady ünvanını alan Thatcher, Falkland Adaları krizi dolayısıyla 1982’de Arjantin’e savaş açtı. Donanmayı Falkland Adaları’na yolladı. Yarattığı milliyetçi ve Sovyet karşıtı dalganın üzerinde yükselerek, 1982 ve 1987 seçimlerini de kazandı.
1990 yılına gelindiğinde artık Thatcher çok yıpranmıştı. Muhafazakâr Parti, üst üste üç seçim kazanan liderini değiştirdi. Thatcher’in yerine John Major geçti. Muhafazakârlar vitrini yenileyip, 1992 seçimlerini de kazandılar. Kısacası, Muhafazakâr Parti 1979-1997 arasında –18 yıl!- İngiltere’yi yönetti.
Peki, muhalefetteki İşçi Partisi bu arada ne yaptı? Sürekli kurultay yaptılar ve lider değiştirdiler. Ta ki Tony Blair’e gelene kadar! Blair yönetimindeki İşçi Partisi’nin yeni yaklaşımı şöyle özetleniyordu: “Yeni İşçi Partisi fikirlerin ve ideallerin partisidir. Modası geçmiş ideolojilerin partisi değildir. [Partimizde] önemli olan, işe yaramaktır. Radikal hedeflerimiz var, ama bunlara ulaşmak için kullanacağımız araçlar modern olacaktır.”
Bütün bunları neden anlatıyorum? Bildiğiniz gibi, her siyasi rejimde bir iktidar vardır. Fakat o ülkeyi demokratik yapan şey, siyasi muhalefetin kalitesidir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.