Efendim, ben bu “köşecilik” işinde yeni olduğum için büyüklerimizin mesleklerini nasıl icra ettiklerini izlemeye çalışıyorum. Mesela, Hasan Pulur üstadımız böyle yoğun gelişmelerin yaşandığı günlerde yazısında bir Laz hikâyesi veya Bektaşi fıkrası anlatıyor. Maksat, okuru rahatlatmak. Ben de yazıma bir Laz hikâyesi ile başlıyorum:
Temel yaşlanmış. Hele eşinin vakitsiz ölümünden sonra tamamen keyfi kaçmış. Birkaç sene yalnız yaşadıktan sonra, akrabaların baskısı ile yeniden evlenmeye karar vermiş. Temel’e hemen köyden kendisinden 30 yaş genç bir hanım bulmuşlar. Hanımı beğenmiş ve evlenmişler. İlk aylarda Temel’in yüzünde güller açmış. Fakat ‘cicim ayları’ geçtikten sonra Temel’de bazı ‘performans sıkıntıları’ ortaya çıkmış. Ama genç hanım bir ateş parçası, yerinde duramıyor maşallah.
Temel’in karşı dairesinde oturan yeğeni İdris, yengesinin bakkaldan istediği şeyleri getiren Çırak Ahmet’in günde birkaç kez dairenin kapısını çaldığını, içeri girip epey uzun kaldığını ve evden tuhaf seslerin geldiğini tespit etmiş. Malum, böyle şeyler ciddi bir kanıt olmadan dile getirilemez. İdris, beklemiş. Sıcak bir günde yine Çırak Ahmet yine siparişleri getirmiş. İdris de arka balkondan sarkarak amcasının yatak odasının aralık kalan kapısından içeriyi dikizlemeye başlamış. Bakmış ki, Çırak Ahmet’le Yenge Hanım iş üstündeler. Hemen fotoğraf makinesini almış ve olayı en ince ayrıntısına kadar fotoğraflamış.
Ertesi gün fotoğrafları bastıran İdris, amcası Temel’in dükkânına gitmiş. Durumu anlatıp, resimleri Temel’in önüne koymuş. Temel gözlüklerini takıp bakmış. Önce kıpkırmızı olmuş, ardından ter boşanmış. Sonra da ayağa kalkıp, İdris’e bir tokat patlatmış.
- İdris, “Amca bana niye vuruyorsun, benim günahım ne?” diye bağırınca.
Yazının devamını okumak için tıklayın.