Türkiye’deki gayrımüslimler, bence “kâğıt üzerinde vatandaş” sayılırlar. Toplam nüfusları 100 bin kişinin altında olan bu insan grubu nüfus kâğıdı, pasaport ve ehliyet sahibi olabilirler. Vergi verip, askerlik de yaparlar ama bir türlü “tam anlamıyla” vatandaş olamazlar. Bir Ermeni genci, AB Genel Sekreterliği’ne memur olarak atanırsa gazetelerde haber olur. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun Ermeni ve Rum liselerinde diploma törenlerine katılması birinci sayfadan verilir.
Yakında Anayasa Mahkemesi gayrımüslim cemaat vakıflarını ilgilendiren bir konuda karar verecek. AKP hükümeti 20 Şubat 2008 tarihinde, yeni Vakıflar Kanunu çıkarmıştı. CHP, bu kanunun bazı maddelerinin iptali amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne dava açmıştı. CHP’nin iptal dilekçesini geçen gün okudum. Ne yalan söyleyeyim, bu metni okurken onlar adına utandım!
Bilen bilir, 1936 yılında Türkiye’deki bütün vakıflardan “mal beyanı” istenir. Müslim ve gayrımüslim tüm vakıflar bu talebe uyarak sahip oldukları malların listesini Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne teslim ederler. Daha sonra Kıbrıs krizi çıkınca, sadece Rumların değil bütün gayrımüslim cemaat vakıflarının 1970’lere kadar edinmiş olduğu tüm mallara el konur ve eski sahiplerine iade edilir.
Hatta işler öyle bir noktaya varır ki, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi İstanbul Balıklı Rum Vakfı’nın hastanesine yapılan bir gayrımenkul bağışını iptal ederken “...yabancıların Türkiye’de mal edinmeleri yasaklanmış olup...” diyerek bu gayrımüslim vakfını “yabancı” olarak adlandırır (24 Haziran 1975 tarih ve 3648-6594 sayılı karar).
Yazının devamını okumak için tıklayın.