30 mart günü şunları yazmıştım: “Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin lideri değil de sanki Türk Dışişleri’nin bir memuru gibi görüşmeleri sürdürüyor... Talat, artık çözümsüzlük, en iyi çözümdür politikasının uygulayıcısı haline geldi. Bırakın adanın siyaseten birleşmesini, ‘medeni bir boşanmayı’ bile gerçekleştirmekten uzak bir performans sergiliyor. Talat’ın partisi, CTP, muhtemelen 19 nisandaki meclis seçimlerini kaybedecek.” Beklenen oldu, seçimleri Ulusal Birlik Partisi (UBP) kazandı. Şimdi biraz eskiye gidelim.
2004’deki Annan Planı referandumunda Türklerin Evet demeleri ve Rumların da Hayır oyu vermelerinden sonra Kıbrıslı Türkler “Bu Rum bizi istemez!” noktasına geldiler. Sonra Kıbrıs’ta ikinci dalga ganimet ekonomisi başladı, Rumlardan kalan arsalar yağmalandı. 2004 - 2007 arasında Rum malı üzerine 5.000.000 metrekare inşaat yapıldı. Yer gök, villa doldu. KKTC ekonomisi yüzde 46 büyüdü ve kişi başına milli gelir 11.000 dolara çıktı. İngilizler villa satın alıyorlardı. Tabii ki müteahhitler de CTP’ye yakın kimselerdi. Ayrıca, ikili görüşmelerdeki “Rum malları meselesi” içinden hiç çıkılmaz hale geldi. Dolayısıyla, inşaat faaliyeti bir bakıma çözümsüzlük, en iyi çözümdür politikasına da hizmet ediyordu.
CTP iktidarında devlet kadroları CTP’lilerin yakınları ile dolduruldu. Artık KKTC bütçesinin yüzde 82’sini memur maaşları oluşturuyor. Örneğin, KTTC’de Maliye’den emekli birisi 3.500 YTL civarında maaş alıyor. 1974 öncesinde mücahitlik yapmış olduğu için, yaklaşık 1000 YTL “mücahit emekli maaşı” var. Rumlardan kalma evde oturuyor. Yani, keyfi yerinde! CTP iktidarında Kıbrıs’taki kamu bankalarının içi boşaltılmış. Kıbrıs Vakıflar, Kıbrıs Türk ve Kooperatif Bankalarının CTP yandaşlarına dağıttığı kredilerin geri ödenmeyeceği söyleniyor.
Türkiye, Kıbrıs’a kirli devletçiliğini ihraç etti. Kuzey Kıbrıs’ın toplam nüfusu 260 bin. Bunun 145 bini Kıbrıslı Türk. KKTC vatandaşlığına geçmiş Türklerle de sayı 160 bine çıkıyor. Nüfusun geri kalanını ise, Anadolu’dan gelen işçiler ve üniversite öğrencileri oluşturuyor. Bugün bu 145 bin Kıbrıslı Türkün 30-35 bini memur veya emekli. KKTC sanki kocaman bir KİT. Aynen eski Sümerbank gibi. Evlerin çoğuna devletten bir maaş giriyor.
2004’de kapılar açıldıktan sonra Kıbrıslı Türkler Rum kesimine geçip Rum pasaportu aldılar. Hafta sonunda Rum kesimindeki Orfanides, Makarios Caddesi veya IKEA’ya giderseniz onları alışveriş yaparken görebilirsiniz. Her gün 7000 kişi Rum kesimine geçip işçilik yapıyor. Ayrıca, hastalanan Kıbrıslılar Rum kesimindeki devlet hastanelerine gidiyorlar. Bedavadan tedavi oluyorlar.
2004’de Maliye Bakanı Unakıtan Kıbrıs’a yapılan yıllık yardımın 550 milyon dolar olduğunu açıklamıştı. 2008’de bu miktar 800 milyon dolara yükseldi. 2009’da kriz nedeniyle azaldığı söyleniyor. Artık, Kıbrıs’taki “mutluluk zinciri” kırıldı. Yapılan villalar elde kaldı. Bazı müteahhitler İngilizleri dolandırdı, CTP hükümeti aciz kaldı. Rum yönetimi Kuzeydeki Rum malları üzerinde yapılan villaları satın alan İngilizlere dava açtı. Talep bıçak gibi kesildi. Devlet daireleri doldu, daha fazla memur alınamaz oldu. Kamu bankaları ise batak durumda. Memurlara maaş ödeyebilmek için vergiler arttırıldı, dolayısıyla enflasyon azdı. Kumar turizminin adaya bir faydası yok. Çünkü kumarbazlar esnaftan bir şey almıyor. Kısacası, uygulanan ganimet ekonomisi CTP’yi bitirdi.
Peki, Derviş Eroğlu’nun UBP’si bu durumu düzeltebilir mi? Hiç sanmıyorum. KKTC’de acilen şok tedavisi uygulamak lazım. Tedaviyi, ancak Türkiye uygulayabilir. Çünkü bu rezaletin yaratılmasında Ankara’nın sorumluluğu büyüktür. AKP’nin Dış Politika Danışmanı, Prof. Ahmet Davutoğlu ile dostluğuma sığınarak önerilerimi sıralıyorum:
1- KKTC’de kamu kesiminde çalışanların maaşları en az yüzde 25 indirilmelidir. Buradan yapılacak tasarrufla bütçe toparlanabilir. Ayrıca, aynı anda hem memurluk yapan, hem de örneğin bakkal dükkânı işletenler ikisinden birini seçmeye zorlanmalıdır. İki değişik kaynaktan emekli maaşı alanlar da birini seçmelidir.
2- KKTC’deki kamu bankalarını acilen özelleştirilmeli ve siyasi etkilerden kurtarılmalıdır.
3- Türkiye’den giden yardım önce 400 milyon dolara ve beş yıl içinde sıfıra inmelidir. Siyaset esnafının “el parası ile hovardalık yapması” önlenmelidir.
4- Türkiye’den gelen paraları dağıtan T.C. Yardım Heyeti yeniden kurulmalıdır. Şimdiye kadar, bu heyet Dışişleri Bakanlığı’nın denetimindeydi. Dolayısıyla, son sözü KKTC’deki büyükelçimiz söylerdi. Halbuki, kararları Ankara’dan yollanacak ekonomi bürokratları vermelidir. Aksi takdirde, bizim Dışişleri bürokratlarının “çözümsüzlük” esasına dayalı müzakere baskıları devam eder. Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs lobisinin memuru gibi davrandığı sürece Kıbrıs’a para akmıştır. Tersine davransaydı, CTP hükümeti memur maaşlarını ödeyemezdi. Çözümsüzlüğe yönelik ekonomik teşvikler ortadan kalktığında, Talat’ın esas performansını göreceğiz. Belki, müzakerelerde işi yokuşa sürmekten vazgeçer.
Şöyle toparlayayım: Kıbrıslı Türklerin önünde iki yol vardır. Ya Rumlarla siyasi eşitliğe dayalı bir ortaklık kurarlar, ya da Kıbrıs uzun vadede Türkiye’nin 82. vilayeti olur. Ergenekon takımının “fetih hayalleri” gerçekleşir, sınırlarımız Ledra Palas’a dayanır. Ama KKTC de feshedilir! Ankara’dan atanmış ve birilerine minnet borcu olmayan bir Vali Kıbrıs’ı yönetir. O zaman, Kıbrıs’ın siyaset esnafı kendine iş arayacaktır. Kıbrıslı arkadaşlarım kusura bakmasınlar ama, dost acı söyler!
|