Geçen hafta, Filistin lideri Mahmud Abbas’ın iki ay evvel İsrail televizyonunda söylediklerini tekrar düşündüm. Mahmud Abbas, 29 Kasım 1947 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun Filistin topraklarının taksimi kararının “aslında çok kötü bir karar olmadığını” ve bu kararın Arap Birliği tarafından reddedilmesinin “yanlış olduğunu” söylemişti (Jerusalem Post, 30 Ekim 2011).
BM’nin 181 sayılı kararı, Filistin topraklarında ortak ekonomiye sahip İsrail ve Filistin devletlerinin kurulmasını, iki taraf bakımından kutsal sayılan Kudüs’ün ise BM tarafından yönetilen bir açık şehir olmasını öngörüyordu. Ayrıca, BM’nin 1947 Taksim Planı’nı harita üzerinden incelediğimiz zaman kıyılara sıkışmış ve Necef Çölü’ne doğru genişleyen bir İsrail devletine karşılık, günümüzdeki hâline nazaran büyükçe bir Filistin devletinin tasarlandığını görüyoruz. Bu planın açıklanmasından sonra, İngiliz hükümeti Filistin’deki manda yönetiminin 14 Mayıs 1948 günü sona ereceğini ilan etmişti.
Yahudi liderliği taksim planını kabul etti. Fakat Arap Birliği ise planı reddetti. Araplar plana “hayır” derken sayısal üstünlüklerine güveniyorlardı. Yahudiler azınlıktı. Fakat, soykırımdan kurtulan ve Nazi ordularına karşı Avrupa’daki direniş örgütleri içinde çalışmış veya müttefik ordularında savaşmış olan Yahudilerin savaş tecrübesi vardı. Sayıları azdı, fakat emir ve komuta altında savaşmayı biliyorlardı. Arapların ise sayısal gücü fazlaydı, ama aralarında koordinasyon yoktu.
Önce her tarafta küçük gerginliklerle başlayan çatışmalar bir süre sonra Suriye, Irak, Ürdün ve Mısır ordularının da katılımı ile kanlı bir savaşa dönüştü.
Yazının devamını okumak için tıklayın.