12 Eylül referandumuna doğru yol aldığımız bu günlerde, içimi bir hüzün kaplamaya başladı. Özellikle, HAYIR kampanyasını yürüten cenahta izlediğim çapsızlık ve çaresizlik sanki sokakta topal köpek veya kör kedi görmüş gibi bende acıma ve şefkat duygusu uyandırıyor. Bazı gazetelere göz attıkça, yüksek sesle “vah vah” diye söylenir oldum.
Hele akşam haberlerini seyrederken, gülmekten kırılıyorum. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun “Sevgili Malatyalılar, referandumun Malatya’nın kayısısına bir faydası var mı?” seviyesindeki analizlerini duyunca dayanamıyorum. Eminim, sıradan CHP’liler de şu tip laflar ediyorlardır: “Yahu, bu referandum benim kel kafamda saç çıkmasına, hanımın yirmi yaş gençleşmesine, bizim salak oğlanın üniversiteyi kazanmasına yaramıyor ise, ben bu referandumun ...” Kemalist muhalefetin sefaleti burada.
Hele, son günlerdeki ‘havuzlu villa’ tartışmasına bayıldım. Kılıçdaroğlu, meydanlarda toplanan vatandaşlara “Recep Bey’in havuzlu villası var. Ama sizde mal-mülk nanay!” düzeyinde bir laf ettiydi. Hemen hazretin Ege sahillerindeki kendi kooperatif villasının fotoğrafını burnuna dayadılar. Garibimin nutku tutuldu. Yahu, madem senin de havuzlu villan var, ne uğraşırsın elâlemin villasıyla?
Açıkçası, CHP’nin referandumu AKP politikalarının oylanması noktasına getirmesini Kılıçdaroğlu’na atılmış bir kazık olarak görüyorum. Mesela, 13 eylül sabahı Başbakan Erdoğan, “seçmenlerin yüzde 50’den fazlası AKP politikalarını onaylıyor” derse ne olacak? CHP’liler ne diyecekler? “Ama bu sadece bir anayasa değişikliği referandumuydu, AKP politikalarıyla bir alakası yok!” diyebilirler mi? Bence, hayır! Siyaset sahnesine Harbiye Marşı ile düşen Kılıçdaroğlu, referandumdan sonra 10.
Yazının devamını okumak için tıklayın.