Toplumsal değişme, zorlu ve sıkıntılı bir süreçtir. Eski alışkanlıklar, yaşam tarzları ve inançlar giderek genişleyen kapitalist ilişkiler ağı karşısında nem görmüş şeker gibi önce yumuşar ve sonra da giderek sertleşir ve taşlaşırlar. Bazen de toplumsal değişim dalgası güçlü gelir, dalga vurunca eriyip giderler. Maddi hayatın yeniden şekillenmesi, insanları ortaya çıkan yeni çalışma biçimlerine, hayat temposuna uymaya zorlar. Uyum gösteren ayakta kalır, bunu beceremeyenler ise zaman içinde tasfiye olurlar.
Ülkemizde İslami hassasiyetleri yüksek orta sınıflar son yıllarda bu değişim dalgası karşısında ne yapacaklarını bilemiyorlar. Bir yandan eskiye tutunmak ve bu arada değişen dünyada yer edinmek istiyorlar. Maddi bakımdan zenginleşirken, bugüne kadar kendilerine yabancı olarak gördükleri ortamların (yemek, konser, kokteyl, açılış törenleri vs.) içine girmek zorunda kalıyorlar. Bir yandan lüks tüketime ve israfa karşı olduklarını her fırsatta dile getirirken, diğer yandan da evlerini TV dizilerinde gördükleri eşyalarla, mobilyalarla doldurmaktan geri kalmıyorlar.
İşin ilginç tarafı, kendilerini en çok temsil eden AKP iktidarı ekonomik gelişmeden ve ülkenin kapitalist ekonomi kuralları içinde yönetilmesinden sorumlu olduğu için siyaseten pek seslerini de çıkaramıyorlar. Aileler yeni hayat tarzının baskısını daha fazla hissetmeye başladılar. Üniversite mezunu dindar bir baba, çocuklarına iyi bir eğitim vermek için çabalarken birden kendini önceden hiç tahayyül etmediği ortamlarda bulabiliyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.