1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:46
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayhan Aktar İLGİNÇ ZAMANLAR 11.08.2008
Ayhan Aktar
Rektörlük aile içinde kalsın!
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayhan Aktar - Rektörlük aile içinde kalsın! Ayhan Aktar - Rektörlük aile içinde kalsın! Ayhan Aktar - Rektörlük aile içinde kalsın! Ayhan Aktar - Rektörlük aile içinde kalsın! Ayhan Aktar - Rektörlük aile içinde kalsın! Ayhan Aktar - Rektörlük aile içinde kalsın! Ayhan Aktar - Rektörlük aile içinde kalsın! Ayhan Aktar - Rektörlük aile içinde kalsın!
Ayhan Aktar köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Yıllar evvel Yeditepe Üniversitesi’nde ek ders veriyordum. Bir gün koridorda Rektör Prof. Ahmet Serpil ile karşılaştım. Biraz morali bozuktu. “Neyin var,” diye sorduğumda şöyle cevap verdi: “Ayhancığım, Bedrettin Dalan bu üniversitede tıp fakültesi açmak istiyor.” Ben de, “Yahu, bunda üzülecek ne var? Yatırımı yapacak olan Dalan, sen ne üzüyorsun kendini,” dedim. Bana gülerek baktı ve bir soru sordu: “Say bakalım, Türkiye’nin en iyi üç üniversitesini.” Ben de biraz düşündükten sonra “Boğaziçi, Bilkent ve ODTÜ” olarak sıralamayı verdim. Bir soru daha geldi: “Peki, bunların herhangi birinde tıp fakültesi var mı?” Ben “yok,” dedim. Prof. Serpil devam etti: “Tabii yok! Çünkü bir üniversiteye tıp fakültesi açtığın andan itibaren, tıp fakültesi o üniversitenin bütün kaynaklarını tüketir. Malzeme, cihaz ve gereç ihtiyacı hiç bitmez bunların. Kütüphaneye kitap ısmarlayacak para kalmaz bütçede. Başka fakültelere hiç yatırım yapamazsın. Zamanında Hacettepe’yi kurmuş olan Prof. İhsan Doğramacı, kendi üniversitesi olan Bilkent’e tıp fakültesi açamaz mıydı? İstese, en iyisini açardı. Ama Doğramacı, tıp fakültesinin Bilkent’i geberteceğini bilecek kadar akıllı adamdır. Tıp fakültesi olan bir üniversitenin iki yakası bir araya gelmez. Mesela, İstanbul Üniversitesi çoktan ruhunu teslim etmiştir. Çünkü orada bir değil, iki tıp fakültesi (Cerrahpaşa ve Çapa) var. Bu iki fakülte birleşip sürekli tıp kökenli rektör seçerek tüm üniversitenin kaynaklarını kendi fakülteleri lehine sömürürler. Kısacası, içinde tıp fakültesi olan üniversite yavaş yavaş ölür. Benim de sıkıntım bu!” Deneyimli bir işletme hocası olarak Ahmet Bey problemi iyi tespit etmişti. Şimdi bu hikâye nereden aklıma geldi, onu anlatayım.

Birçok üniversitede rektör seçimleri yapıldı. Yasaya göre, bir kişi en fazla iki dönem üst üste (4+4=8 yıl) rektörlük yapabiliyor. Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran’ın eşi, Prof. Dr. Merih Yurtkuran’ın rektör seçimine girip seçimde en fazla oyu basından aldığını öğrendik. Fakat, YÖK, rektörlüğün eşler arasında paslaşılarak yapılmasının “etik olmadığı” iddiası ile Merih Hanım’ın ismini Cumhurbaşkanı’na gidecek listeden çıkartmış. Bunun üzerine Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi yönetimi topluca istifa etmişler. Fakülte yönetimi, yazdıkları bildiride rektörlük seçimlerinde haksızlık yapıldığını iddia ederek, “Rektör hocamızın bize verdiği görevi yerine getirdik ve onunla birlikte bayrağı devrediyoruz. Rektörlük seçimlerinde Prof. Dr. Merih Yurtkuran’ın en fazla oyu almasına rağmen Cumhurbaşkanı’na isminin gönderilmemesi bizi elbette üzmüştür. Ancak bizim istifa gerekçemiz bunlarla alakalı değil” demişler (Zaman, 4 temmuz). Herhalde anlamışsınızdır, hem eski rektör Mustafa Bey hem de eşi Merih Hanım tıp fakültesi kökenlidir. Yoksa, doktor takımı durup dururken celâllenip ve de bildiri yazıp topluca istifa etmezdi.

Bu işlerin dışında olanlar şu soruyu sorabilir: Yahu, bir üniversitede rektör olmak neden bu kadar önemli? Efendim, 12 Eylül cuntasının hediyesi olan YÖK sistemi rektör olarak atanan zât-ı muhtereme aşırı yetki ve iktidar vermiştir. Rektörün imzası olmadan bırakın asistan almayı, bölümünüze çaycı bile tayin ettiremezsiniz. Ayrıca, rektörün “itâ amiri” olarak imzası olmadan üniversiteye toplu iğne bile satın alamazsınız. Ankara’daki devletlû takımı, üniversiteler üzerindeki denetimi rektörü atayarak sağlar; rektör de üniversiteyi zapturapt altına alır. İşin formülü budur.

Ama, işin bir de parasal boyutu var. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Yönetim Kurulu’nun bildirisinde fakülte hastanesinin aylık cirosunun 10 milyon YTL olduğu ifade ederek, yine ayda yaklaşık 2.500 hastayı ameliyat ettiklerini belirtmişler. Yani Tıp Fakültesi’ni bir şirket gibi düşünürsek, yıllık ciro ve kârlılık bakımından Bursa’daki birçok sanayi kuruluşunu geride bırakır. Kısacası, pastanın çapı hayli büyük. Eh, böyle bir kuruluşu da “hanıma emanet etmekten” daha doğal ne olabilir?

Benzer bir durum, Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde söz konusu. Orada da Rektör Prof. Fikri Canoruç’un eşi Prof. Naime Canoruç da seçimde 148 oy alarak birinci olmuş. Söylemeye gerek yok, Fikri Bey de tıp fakültesi kökenli. Eşi Naime Hanım da aynı fakültenin biyokimya kürsüsünden. Bu arada Dicle Üniversitesi’nde toplam doktor oyunun 204 olduğunu belirtelim. Yani üniversitenin yönetimini ele geçirmek için “doktorlar arası dayanışma” hiç fena değil. Tıpçıların çoğu rektörün hanımına oy vermişler.

İşler güzel güzel “demokratik kurallar içinde” cereyan ederken, “hınzır YÖK” bu sefer de Prof. Naime Canoruç’u listeden silmiş. Kendisini tahtın vârisi bir kraliçe gibi algılayan Naime Hanım, Canoruç hanedanının üstün vasıflarını vurgulayan bir demeç vermiş : “Aldığım oyla liste dışı bırakılmamı etik bulmuyorum. Beni öğretim üyeleri seçiyor. Demek ki eşim iki dönemdir Dicle Üniversitesi’nde iyi işler yapmış ki, bu görevi eşimin yerine benim sürdürmem isteniliyor. Bu nedenle oyların çoğunluğunu ben alıyorum” (Diyarbakır Olay, 23 temmuz). Bu arada, eski Rektör Prof. Fikri Canoruç ve 19 öğretim üyesinin Tıp Fakültesi Merkez Laboratuarı’na malzeme alımında usulsüzlük yaptıkları iddiasıyla Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandıklarını basından öğreniyoruz (Zaman, 28 Ekim 2005). Eminim bu iddiaların aslı yoktur, muhakkak aklanacaklardır. Fakat anlaşılan Diyarbakır’daki pasta da epey büyük!

Velhasıl, rektörlük bir “ehliyet” meselesidir ve her ipini koparan rektör olamaz! Muhakkak aile içinde kalmalıdır! Öyle değil mi, efendim?

Meraklısına not: Uludağ Üniversitesi’ne Prof. Medet Mete Cengiz ve Dicle Üniversitesi’ne de Prof. Ayşegül Jale Saraç Cumhurbaşkanı Gül tarafından rektör olarak atandı. Merak etmeyin değişen çok bir şey yok. Çünkü iki rektör de tıp fakültesinden...

 

Diğer Ayhan Aktar Makaleleri:
  1. 13 eylülü düşünmek... - 30.08.2010
  2. Alevilerin karşılıksız aşkı... - 23.08.2010
  3. Muhalefetin sefaleti... - 16.08.2010
  4. Gandi Kemal’in CHP ile imtihanı... - 09.08.2010
  5. Yüzde 10’luk seçim barajı... - 02.08.2010
  6. Müslüman’ın tatili... - 19.07.2010
  7. Bu sefer, ‘yemedi’ galiba! - 12.07.2010
  8. Vesayetten kurtulmak... - 28.06.2010
  9. Bindik bir alâmete; gideriz kıyamete... - 21.06.2010
  10. ‘Kâğıt üzerinde vatandaş’ ve vakıfları... - 14.06.2010
  11. Mavi Marmara’da olmak... - 07.06.2010
  12. Pardon, Gandi Kemal Oğuz Türklerinden imiş! - 31.05.2010
  13. Gandi Kemal’in açmazları... - 24.05.2010
  14. ‘İkinci adam’ var mı - 17.05.2010
  15. Demokrasiye ‘alaturka’ geçiş... - 10.05.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Rektörlük aile içinde kalsın! - Ayhan Aktar
03.09.2010 06:46:52