Kültürümüzün temel özelliklerinden biri de, bireylerin samimi kanaatlerini açıkça söylemekten kaçınmalarıdır. Cennet vatanımızda, özellikle bürokratların resmî görüşleri vardır. Sorulduğunda papağan gibi tekrarlarlar. Zaten devletimizin de istediği budur. Böylece, ne kadar saçma olursa olsun, resmî görüşün kamu alanında tekrarı ve yaygınlaşması sağlanır. Necip Türk basını sayesinde de ortalama vatandaş bu görüşleri ezberler ve sorulduğunda tekrarlar. Ama arkadaşlarla çay içerken veya rakı sofrasında gerçek görüşlerini dile getirirler.
Bu nedenle, ortalama TC vatandaşına “En güvendiğiniz kurum hangisidir” sorusu yöneltildiği zaman hemen “ordumuz” diye cevap verirler. Ama anketörler gittikten sonra, TSK’nın ne kadar kirlenmiş bir kurum olduğunu ballandırarak anlatırlar. Oğulları da “askerlikten yırtmak” için uğraşırlar. Zaten “macho” halleri ve yiğitlikleri ile pek övünen Türk erkeklerinin en çok tekrarladığı atasözü şudur: Erkekliğin onda dokuzu kaçmak; biri ise hiç görünmemektir!
Ortalama TC vatandaşı, bu şizofrenik zihniyet yapısından pek rahatsız değildir. Kendilerine riyakârlıkları hatırlatıldığında ise, boyunlarını büküp “idare et, abi!” türünden pespaye cevaplar verirler. Güneri Cıvaoğlu’nun bir yazısı, devlet yönetimindeki şizofrenik zihniyet yapısının güzel bir örneğini veriyordu.
Yıl 1963. Aralık ayında Kıbrıs’ta etnik çatışmalar alevlenmiştir. EOKA örgütü, Türkleri öldürmeye başlar. Kıbrıslı Türkler devlet yönetiminden çekilir ve gettolarda toplanmaya başlarlar. Kendi aralarında savunma birlikleri kurarlar.
O günlerde, İnönü’nün başında olduğu koalisyon hükümeti iktidardadır. Kıbrıslı Rumların giriştiği katliam İnönü’ye İstanbul Rumlarından kurtulmak için bir fırsat sunmuştur.
Yazının devamını okumak için tıklayın.