2040 yılında, “Türkiye’de Siyasal Değişim: 2007-2010” başlıklı bir tez yazacak bilim adamları gazetelerde çıkan haber ve yorumları okudukları zaman şöyle bir yargıda bulunacaklardır:
“Temmuz 2007 seçimlerinden sonra Türkiye’de kendilerini
memleketin esas sahipleri olarak gören kesim, bir yıpratma kampanyasına girişmişti. Bu çerçevede, iktidar partisi olan AKP’nin çıkardığı dişe dokunur bütün yasalar Anayasa Mahkemesi’ne götürülmüş ve yüksek mahkeme de kendisini adeta bir
senato yerine koyarak TBMM’nin yasama yetkisini törpüleyen kararlar almıştı. Meclis’in çıkarttığı reform niteliğindeki kanunlar ve yaptığı anayasa değişiklikleri “esasa girilerek” iptal edilmiş ve hatta iktidar partisi (AKP) kapatılmakla tehdit edilmişti. Böylece, TBMM ülkenin ihtiyacı olan AB reformları, Demokratik Açılım vs. gibi konularda adım atamaz hale gelmişti. İktidarda olan; fakat muktedir olamayan AKP’nin
sine-i millete dönmekten başka çaresi kalmamış ve bu nedenle referanduma başvurmak zorunda kalmıştır.”
Evet, yaşadığımız kargaşanın özeti budur. Tek sloganları
istemezük olan CHP + MHP ile yüksek yargının malum unsurları sistemi kilitlemişlerdir. Bu tıkanıklığı aşmanın tek yolu ‘kısmi bir anayasa değişikliği paketi’ ile referanduma gitmektir. Önümüzdeki aylarda, ülkemiz
seçim gibi bir referandum yaşayacaktır.
AKP’li hukukçuların hazırladığı anayasa değişikliği paketinin içeriği belli oldu (
Taraf, 27 ocak).
Yazının devamını okumak için tıklayın.