1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:35
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayhan Aktar İLGİNÇ ZAMANLAR 28.07.2008
Ayhan Aktar
Takke düştü, kel göründü!
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayhan Aktar - Takke düştü, kel göründü! Ayhan Aktar - Takke düştü, kel göründü! Ayhan Aktar - Takke düştü, kel göründü! Ayhan Aktar - Takke düştü, kel göründü! Ayhan Aktar - Takke düştü, kel göründü! Ayhan Aktar - Takke düştü, kel göründü! Ayhan Aktar - Takke düştü, kel göründü! Ayhan Aktar - Takke düştü, kel göründü!
Ayhan Aktar köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Ergenekon iddianamesinin açıklanmasından sonra, herkes iddianame üzerinde yazıp çizmeye başladı. Ben hukukçu değilim, bu nedenle şimdilik iddianamenin içeriği hakkında teknik yorum yapmak istemiyorum. Ama iddianame hakkında bazı gözlemlerimi ve yargılama sürecine dönük bazı tahminlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

İddianamede gözümüze çarpan ilk özellik, Ergenekon çetesinde gözlemlenen fütursuzluk ve pervasızlık hâli oldu. “Fütursuzluk” terimini rahatlık ve umursamazlık anlamında kullanıyorum. Çete mensuplarının aralarındaki telefon konuşmalarına göz attığımız zaman, darbe yapmak üzere yan yana gelmiş kişilerin hiçbir tedirginlik duymadan telefonda “geyik muhabbeti” yaptıklarını gözlemliyoruz. Örneğin, İstanbul Üniversitesi eski Rektörü sanık Kemal Alemdaroğlu’nun Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu ile yaptığı görüşmenin kayıtlarına bakalım: “Ama bir şey söyleyeyim mi komutanım? Bu iş, bu demokrasi oyunuyla bir yere varılamaz”, “olacaksa olsun bir şey, hepimiz bilelim ne olduğunu”, “ artık elime silah alıp dağa mı çıkacağım yani!” (Radikal, 26 temmuz).

Telefonda “hangi çılgın beni dinleyebilirmiş şaşarım?” edası içinde rahat rahat konuşan Alemdaroğlu’nun 25 Ekim 2003 tarihinde katıldığı Atatürkçü Düşünce Derneği mitingi ise iddianamede şöyle yer alıyor: “Dosyada mevcut telefon görüşmelerinde birçok üst düzey üniversite yöneticileriyle yaptıkları görüşmelerde yapılacak toplumsal eylemlerin ve örgütün amacına ulaşmak için oluşturulacak ortamın oluşmasını sağladıkları, dosyada mevcut tutanak ve fotoğraflarda Ankara’da yapılan “ORDU GÖREVE” yazılı pankartların taşındığı mitingde şüpheli Kemal Alemdaroğlu’nun ön saflarda yer aldığı ve öncülük ettiği anlaşılmaktadır.” Yani bir yandan emekli askerlerle telefonda darbe muhabbeti yapacaksınız, aynı dönemde de elinizde orduyu darbe yapmaya teşvik eden pankartlarla meydanlarda boy göstereceksiniz. Bu ne rahatlık ve pervasızlık!

Acaba, Alemdaroğlu bu rahatlığını neye borçlu? Herhalde, bugüne kadar birçok darbe teşebbüsünün hiç soruşturulmamış ve bu işlere kalkışanların “bizim çocuk biraz haylazdır” hoşgörüsü içinde algılanmış olması, kısacası bu işlere girişenlerin yaptıklarının “hep yanlarında kalması” bu hazretlere rahatlık ve iç huzuru veriyor.

İkinci olarak, kendilerinin bu kadar “dokunulmaz” olduğunu zanneden sanıklar zabıta tarafından derdest edilip cezaevine kondukları zaman ne hissederler acaba? Hemen söyleyeyim, derin bir hayal kırıklığı ve yoğun bir “bize de mi?” duygusu! Kendilerini bir zamanlar “dokunulmazlık zırhı” ile kuşanmış olarak hisseden sanıkların ilk duruşmalarının 20 ekim tarihinde başlayacağını biliyoruz. Duruşmalarda eski banka patronlarından, hâlen tutuklu mafya üyelerine kadar geniş bir tanık grubunun dinleneceğini öğrendik. Basında çıkan haberlere göre, “bunlar dışında davanın tanık koruma programına alınan 17 gizli tanığı bulunuyor” (Hürriyet, 26 temmuz).

Son olarak, 20 ekim tarihinde başlayacak mahkeme süreci üzerinde durmak istiyorum. Şurası kesin olarak belli ki yargılama esnasında “gizli tanık ifadeleri” sanıkların mahkûm edilmesinde stratejik bir rol oynayacaktır. Gizli tanıkların, bir zamanlar Ergenekon çetesi yöneticilerinin çok yakınlarında bulunan kimselerden oluştuğunu tahmin edebiliriz. Duruşma esnasında gizli tanıklar çıkıp “şu gün bana sanıklardan biri, Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili olarak şöyle dedi” diye başlayan cümlelerle olanı biteni “görgü tanığı” olarak anlatacaklardır. Bu kişilerin can güvenliğini korumak amacıyla neden “tanık koruma programı” içine dahil edildiklerini de böylece anlıyoruz.

İşte bu noktada bir zamanlar son derece pervasız ve rahat, daha sonra da olan bitene biraz kırılmış olan sanıkların o andaki tepkileri yargılamanın sonucunu belirleyecektir. O noktada, “kayış sıyırıp” tanıkların üzerine saldıranlar olacak, “dışarı çıkarsam, seni fena yaparım” diye tehditler savuracaklardır. Çünkü sadece telefon dinleme kayıtları değil, bizzat kanlı canlı insanların ifadeleri sayesinde sanıkların mahkûm olacağını tahmin ediyorum. Böylece, Ergenekon sanığı “ağır abilerin” hayatlarının geri kalan kısmını “ağırlaştırılmış müebbet” hapis cezası ile dört duvar arasında geçirmeleri mümkün olacaktır.

Tabii ki içlerinden bazıları pabucun pahalı olduğunu görüp, “ötmeye” karar verebilirler. İşte o zaman, ilginç günler yaşayacağız. Örneğin yargılama sırasında, sanki “Kurtlar Vadisi” dizisinden fırlamış bir bitirim gibi fotoğraf veren Ergenekon tetikçilerinden biri “artık hiçbir büyüğünün onu kurtaramayacağını” anlar ve ömrünün geri kalan yıllarını hapiste geçireceğini görürse, hemen itirafçı olmaya karar verebilir. Paraya, silaha, güce ve kısacası iktidara tapan, aklı kıt ve adaleleri gelişkin delikanlıların “ötmesi” sonucunda, bugün bilemediğimiz bazı derin bağlantılar ortaya çıkabilir. İşte, o noktada yargılamanın çok şenleneceğini düşünebiliriz.

Böyle bir duruşma gününün ertesinde, Cumhuriyet gazetesinin nasıl bir manşet atacağını pek merak ediyorum doğrusu... İddianame açıklandıktan sonra, “Av tüfeğiyle darbe” başlığını atarak olayı hafifletmeye çalışan bu gazetenin o günkü manşeti herhalde şöyle olur: “Daha daha neler, Maydanozlu köfteler!”

 

Diğer Ayhan Aktar Makaleleri:
  1. 13 eylülü düşünmek... - 30.08.2010
  2. Alevilerin karşılıksız aşkı... - 23.08.2010
  3. Muhalefetin sefaleti... - 16.08.2010
  4. Gandi Kemal’in CHP ile imtihanı... - 09.08.2010
  5. Yüzde 10’luk seçim barajı... - 02.08.2010
  6. Müslüman’ın tatili... - 19.07.2010
  7. Bu sefer, ‘yemedi’ galiba! - 12.07.2010
  8. Vesayetten kurtulmak... - 28.06.2010
  9. Bindik bir alâmete; gideriz kıyamete... - 21.06.2010
  10. ‘Kâğıt üzerinde vatandaş’ ve vakıfları... - 14.06.2010
  11. Mavi Marmara’da olmak... - 07.06.2010
  12. Pardon, Gandi Kemal Oğuz Türklerinden imiş! - 31.05.2010
  13. Gandi Kemal’in açmazları... - 24.05.2010
  14. ‘İkinci adam’ var mı - 17.05.2010
  15. Demokrasiye ‘alaturka’ geçiş... - 10.05.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Takke düştü, kel göründü! - Ayhan Aktar
03.09.2010 06:35:22