Yıllar önce Mimarlar Odası’nın düzenlediği bir toplantıya gitmiştim. Çoğu mimar olan konuşmacılar, ülkemizde egemen olan kapkaççı müteahhit düzeni hakkında esip savuruyorlardı. Kapitalist soygun düzeni değişmeden şehirlerimizdeki çirkinliklerin ortadan kalkmayacağını söylüyorlardı. Toplantıya ara verilince, İstanbul Mimarlar Odası’nın yöneticilerinden birine yaklaşıp bir önerim olduğunu söyledim. “Nedir” diye sorduğunda anlattım:
“Mimarlar Odası olarak size bir yarışma düzenlemeyi teklif ediyorum: İstanbul’da En Çirkin Bina Yarışması. Bu yarışmaya insanlar çirkin binaların fotoğraflarını çekerek katılacaklar. Jüri kurulacak ve fotoğraflara bakarak Yılın En Çirkin Binası’nı seçecek. Jürinin kararından sonra bu binaların profesyonel fotoğrafları çekilecek. Birinci, ikinci ve diğer dereceler açıklanarak fotoğraflar sergilenecek, en çirkin binayı bulanlara ödül verilecek.”
Önce muhatabım gülümsedi. “Neden olmasın?” dedi. Ben de devam ettim: “Biliyorsunuz, bu kentteki çirkin binaların çoğunun ruhsatı var. Her ruhsatlı binanın da mimari projesi var. Projeler belediye ve tapu arşivlerinde saklanır. Çirkin binaların projesinin altında imzası olan mimarların ve mühendislerin isimlerini, hangi fakülteden, hangi yıl mezun olduklarını da yazalım. Ayrıca, mimarların bitirme projelerini hangi profesör ile yaptıklarını okulların arşivinden bulup ilave edelim. Böylece, çarpık sistemin sadece müteahhitler tarafını değil, aynı zamanda kendi mesleklerine saygısı olmayan, sorumsuz mimar ve hocaları da deşifre etmiş oluruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.