Geçtiğimiz haftanın en çok tartışılan olayı Ergenekon soruşturmasında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Prof. Türkan Saylan’ın evinin ve dernek şubelerinin aranması, ayrıca bazı yöneticilerin gözaltına alınması oldu. O akşam haberleri izleyenler, haklı olarak “şart mıydı bu” sorusunu sordular. Ergenekon soruşturmasını destekleyenlerin bir kısmı “artık bu kadarı da fazla!” dedi, işin başından beri “Ergenekon, heryerekon!” türküsünü çığıranlar da “zaten biz demiştik” diye yazılar döşendiler.
Yanlış anlaşılmasın, bendeniz kimsenin hukukun üzerinde olmadığını, aynen İtalya’daki “temiz eller” soruşturmasında olduğu gibi eski başbakanların bile gözaltına alınabileceğini düşünen biriyim. Dolayısıyla, Prof. Saylan’ın da evi aranabilir. Ama bu işi yaparken savcılığın ortaya çok sağlam kanıtlar koymasını beklerdim. Görebildiğim kadarıyla, “atılan taş ürkütülen kurbağaya değmedi.”
Bu arada, kin ve intikam duyguları ortaya saçıldı. Misyonerlik iddiaları tekrar ısıtıldı. Ahmet İnsel’in de belirttiği gibi, “gözaltına alma dalgasında ÇYDD ve ÇEV’e yönelik misyonerlik teşhir kampanyasını Sünni Müslüman misyonerlik hareketi olan Fethullah Gülen Hareketi’nin basın dünyasındaki amiral gemisi
Zaman ve bu hareketin etki alanında bulunan diğer gazete, televizyon ve internet siteleri üstlendi. Misyonerlik ithamı yeterince kesmediği için, buna milliyetçi-şoven damarı okşayacak ve güvenlik devleti ideolojisinin koruyucu kalkanı arkasına sığınmaya yarayacak PKK, MLKP’lilere burs verildiği iddiası da ilave edildi” (
Radikal 2, 19 nisan). Böylece ulusalcısı, milliyetçisi, Müslümanı ve Atatürkçüsü aynı müşterekte birleşmiş oldular. Hesap basitti, Ergenekon’un açtığı yoldan girip “kelle almak” istiyorlardı.
Gördüğü tedavi dolayısıyla saçları dökülen Prof. Saylan’ın başını sarmasını, “Hayatını din düşmanlığına adadı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.