AK Parti’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açıldığı günden itibaren ben partinin kapatılacağını düşünüyordum. Çevremde fikrimi soran dostlara davanın siyasi niteliğinin altını çizerek, “eğer bu dava 9 üyenin kabul ve sadece 2 üyenin ret oyu ile yüksek mahkemenin gündemine taşındı ise, sonuç şimdiden bellidir. Kapatırlar!” diyordum. Özeleştiri yapıyorum: Yanılmışım!
Çarşamba akşamı karar açıklandıktan sonra, “acaba nerede yanıldım” diye kendimi sorgulamaya başladım. Sosyolog olmanın getirdiği bazı mesleki sakatlıkların (professional deformations) beni yanılgıya sürüklediğini sanıyorum. Biz sosyologlar bireyin verdiği kararların kendi sınıfsal konumu, aldığı eğitim, sosyalleşme süreci ve içinde yaşadığı kültürel çevre tarafından şekillendiğini düşünürüz. Sosyal bilimci kafası böyle çalışır. Kapatma davası mahkemenin gündemine taşındığı gün, bendeniz Anayasa Mahkemesi’nin web sitesine girerek üyelerin özgeçmişlerine göz atmıştım. Özgeçmişlerden kalkınarak, “bu heyet AKP’yi kapatır” kanaatine varmıştım. Yanılmışım!
Demek ki benim yaklaşımım, yüksek mahkeme üyelerinin her şeyden önce hukuka olan bağlılıklarını yeteri kadar ciddiye almamıştı. Hangi üyenin nasıl oy kullandığı basında yer aldığına göre, önce “AKP kapatılsın” diyen üyelerin özgeçmişlerini özetleyelim:
Z. Ayla Perktaş, (Ankara Hukuk Fakültesi, Danıştay Üyesi).
Fulya Kantarcıoğlu, (Ankara Hukuk Fakültesi, Danıştay Üyesi).
Şevket Apalak, (Ankara Hukuk Fakültesi, Danıştay, İdare Mahkemesi Üyesi).
Mehmet Erten, (İstanbul Hukuk Fakültesi, Ceza Hâkimi, Yargıtay Üyesi).
A. Necmi Özler, (İstanbul Hukuk Fakültesi, Askerî Hâkim, Askerî Yargıtay Üyesi).
Osman Paksüt, (Ankara Hukuk Fakültesi, Emekli Büyükelçi).
Yukarıda görüldüğü gibi, “AKP kapatılsın” diyen üyeler ağırlıklı olarak Danıştay kökenli. Danıştay ve İdare Mahkemeleri’nde bildiğimiz usulde insanların hâkim karşısında çıktığı türde yargılama olmaz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.