
Bugün 1 Mayıs. 12 Eylül öncesinin ünlü marşında dendiği gibi “İşçinin emekçinin bayramı/ Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın bayramı.”
Her ne kadar Türkiye’de “devrimin şanlı yolunda ilerleyen bir halk” yoksa da, Ortadoğu ülkelerindeki “devrimsi” hareketlerle teselli bulabiliriz.
Daha önce bu sayfalarda iki kez Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerindeki emek tarihine ve 1 Mayıs anmalarının tarihine değindim. Üstelik üzerine yazılacak çok konu var. “Çılgın Proje”, Suriye’deki ayaklanma, internet sansürü ilk aklıma gelenler. Ancak, bu hafta, Osmanlı emek tarihinden bir özet yapacağım, çünkü sınıf mücadelesini, en az kimlik mücadeleleri kadar önemli buluyorum.
Ancak yapacağım özetin ağırlık merkezini Ermeni emekçilerin emek tarihi oluşturacak. Böylece geçtiğimiz hafta Türkiye’nin dört merkezinde yapılan 24 Nisan (1915) anmaları sırasında ortaya çıkan dayanışma ruhunu biraz daha devam ettirmeyi umuyorum.
***
Üretim sürecinin lonca teşkilatı ve usta-çırak ilişkisine dayalı olduğu Osmanlı Devleti’nde Batı tipi bir sendikalaşma ortaya geç çıkmıştı ama devletin işçi hareketlerine tepkisi başından itibaren sert oldu. 1845 tarihli Polis Nizamnamesi’ne göre işçi dernekleri kapatılacak, toplu iş bırakanlar polis tarafından cezalandırılacaktı. İlk işçi derneklerinin kurulduğuna dair haberler 1860’larda çıkmıştır ancak Ameleperver, Amele Siyanet gibi cemiyetler Levantenlerin ve Batıcı Osmanlı aydınlarının işçilere ve yoksullara destek için kurdukları yardım dernekleridir. Örgütsüzlüğe rağmen ilk grev tersane işçileri tarafından 1872’de yapılacaktır.
O dönemde İstanbul’da ezici bölümü savunma, tekstil, tütün, gıda, cam, haberleşme ve ulaşım sektöründe çalışan 50 bin kadar işçi vardı. Bunlardan büyük ölçekli kuruluşlarda çalışan 15-20 bin kişilik bölüm Osmanlı işçi hareketinin dinamik çekirdeğini oluşturuyordu. Bunların etrafında daha modern teknoloji ile çalışan ve ağırlığını Ermeni, Rum, Yahudi ve Bulgar işçilerin oluşturduğu ikinci bir halka vardı. En dıştaki niteliksiz işçiler halkasında ise (örneğin inşaat sektöründe) daha çok Müslüman/Türk-Kürt işçiler yer alıyordu.
Abdülhamit’in hafiyeleri
1880-1908 arasındaki işçi eylemlerine dair bilgilerimiz sınırlı. Bilinenler arasında 1885’te Odunkapı Bıçkı işçilerinin, 1886’da Beyoğlu’ndaki bazı tezgâhtarların, 1906’da İstanbul’daki tütün ve matbaa işçilerinin yaptıkları grevler ve direnişler var. Yine bugünkü anlamda ilk işçi örgütü Tophane Fabrikası işçileri tarafından 1894-1895’te kurulan Osmanlı Amele Cemiyeti idi. Cemiyetin Abdülhamit’in hafiyelerinin takibinden kurtulamadığını söylemeye her halde gerek yok.
İmparatorluğun diğer bölgelerinde olduğu gibi İstanbul’da da işçi hareketlerinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) II. Abdülhamit’e Meşrutiyet’i ikinci kez ilan ettirdiği 1908 yılından itibaren büyük bir sıçrama yaşandı. Osmanlı Devleti’nde ilk “Amele Bayramı”nın, 1 Mayıs 1909’da Selanik’te kutlandığı rivayet olunur. 1912 yılında İstanbul Pangaltı’ndaki Belvü Bağçesi’nde bir kutlama yapıldığına dair bilgimiz ise, Osmanlı sosyalisti ‘İştirakçi’ Hilmi’nin yayımladığı İştirak dergisinin 2. sayısındaki birkaç satırdan ibaret.
İttihatçıların kanunları
Bu dönemde sadece İstanbul’da 15 binin üstünde işçinin katıldığı grevler günlerce, aylarca sürmüştü. Ülke ekonomisinin giderek dışa bağımlı hale geldiği o dönemde, yabancı sermayeyi ürkütmemek için alelacele çıkarılan geçici Tatil-i Eşgal Kanunu (Grev Kanunu), 31 Mart 1909 Olayı’ndan sonra kalıcı hale getirildi. 1913’te Babıâli Baskını’ndan sonra iktidara tamamen el koyan İTC, Balkan Savaşları’nı bahane ederek tüm işçi eylem ve örgütlerini yasakladı. Ama bütün bu baskılar işçi hareketleri tamamen sona erdiremedi.
İşte bu tarihçe içinde kadın işçilerin, onların arasında da gayrımüslim kadın işçilerin özel yeri var. Bu kadınların çoğunluğunun 1880’lerde Uşak’ta 600 halı tezgâhında çalışan üç bin kadın ve beş bin genç kızdan söz eden kaynaklar var. 1897 yılında İstanbul’daki kibrit fabrikasında çalışan 201 işçinin 121’i, Bakırköy Bez Fabrikası’nda çalışanların yarısının kadın olduğunu biliyoruz. Adana, Ankara, Konya, Sivas ve Kayseri’de sekiz bin kadın evde yün dokumacılığıyla uğraşıyordu. Bitlis’teki dokuma tezgâhı sayısı 1907’de beş bine ulaşıyordu. İzmir’de 1906 yılı verilerine göre, iki bin el tezgâhında 3.500 kadın, 750 kız çocuğu halı dokuyor, 750 erkek işçi yıkama ve boyama gibi yan işleri gerçekleştiriyordu.
Uşak’ta makine kırıcı kadınlar
Ancak sınıf bilincinin inşasının kolay olmadığını gösteren örnekler de var. Avrupa’da makinelerin işçilerin zararına kullanıldığına inanan işçilerin başını çektiği Luddist, yani “makine kırıcılığı” eylemlerinin Osmanlı ülkesindeki ilk örneği 1839 yılında görülmüştür ama en önemli olay 1908’de Uşak’ta yaşanmıştı. Ev tezgâhlarında ancak beş-altı bin ilmek dokuyabilen Uşaklı Müslüman kadın dokumacılar The Oriental Carpet Manufacturers Limited adlı şirket tarafından Uşak, Kula, Gördes ve Demirci gibi geleneksel halıcılık merkezlerine açılan 17 halı imalathanesinde günde 14 bin ilmek dokuyan Rum ve Ermeni kadınlara o kadar kızmışlardı ki, 13 Mart 1908’de, Uşak’ta 1500 kişilik bir kadınlar grubu, üç mekanik ve buharlı yün eğirme fabrikasını basarak makineleri tahrip etmişler, yün ve iplikleri yağmalayarak fabrika binasını ateşe vermişlerdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.