1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Mayıs 2012 Salı 11:46
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 11.09.2011
Ayşe Hür
‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - ‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’ Ayşe Hür - ‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’ Ayşe Hür - ‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’ Ayşe Hür - ‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’ Ayşe Hür - ‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’ Ayşe Hür - ‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’ Ayşe Hür - ‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’ Ayşe Hür - ‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin
‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’

Geçen haftaki yazımı öven ya da eleştiren yüzlerce mail aldım. Bu benim için alışıldık bir şey değildi. Herkese teşekkür ederim. Her ne kadar “bu konuda son defa yazıyorum” dediysem de bu destek beni heveslendirdi ve cesaretlendirdi. Yani ilerde tekrar din, İslamiyet, Kuran hakkında tarih yazıları yazacağım ama bir süre gündemdeki başka konulara değinmek istiyorum.

 

***

Bundan üç yıl önce elime bir kitap geçmişti. Adı, 12 Eylül ve Filistin Günlüğü (Ütopya Yayınevi, 2009) idi. Kitap 12 Eylül askerî darbesinden sonra siyasi mülteci olarak Lübnan’a gitmek zorunda kalan solcu eylemci Adil Okay’ın 1981-1982 yıllarında tuttuğu günlükle başlıyor, 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgaline tanık olan siyasi mültecilerin tanıklıklarıyla devam ediyor. Haftanın yazısı, 31. yıldönümünü yaşadığımız 12 Eylül darbesiyle BM’nin Mavi Marmara Raporu vesilesiyle Kürt Meselesi’ni bile geriye iterek gündemin ilk sırasına oturan Filistin Meselesi’ni bir batında ele almayı ve biraz da “Sol nasıl oldu da Filistin Davası’nın savunuculuğunu İslamcılara bıraktı” sorusu üzerine düşünmeyi sağlayan bu kitabın günlük bölümünden yaptığım özeti bazı ansiklopedik bilgilerle birleştirmekten ibaret. Lübnan’ın işgaline ilişkin birinci elden tanıklıkları merak edenler kitabı edinip okuyabilirler.

 


Türkiye’nin Karanlık Çağı

12 Eylül 1980 Cuma günü sabaha karşı 4:00’te TRT’de İstiklal Marşı, hemen ardından Harbiye Marşı çalınmıştı. Marşın bitimiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, emir ve komuta zinciri içinde, ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan Milli Güvenlik Konseyi’nin 1 Numaralı Bildirisi okundu. Ardından Hasan Mutlucan’ın davudi sesiyle okuduğu Rumeli türküleri eşliğinde, Türkiye, on yıllarca sürecek Karanlık Çağı’na girdi.

Her gün yüzlerce kişinin sorgusuz sualsiz tutuklandığı, yargısız infazların birbirini izlediği, duvarlarda “Aranıyor” ilanlarının belirmeye başladığı günlerde THKP-C, THKO, TİKKO; TKP, ve Kürt sol örgütlerine bağlı binlerce kişi de yurtdışına kaçmaya çalışıyordu. O yıllarda Avrupa’ya, Amerika’ya kaçmak hem ayıp sayılıyordu, hem de zordu. Bu kişilerin çoğu o yüzden geçişin nispeten kolay olduğu Türkiye’nin güney sınırına yöneldiler. Hatay, Urfa, Gaziantep, Mardin illerinin uygun noktalarından ülke dışına çıktılar.

 


Sıfırdan başlayan hayatlar

“Geçiş kolaydı” dedim ama kimi daha sınırı geçer geçmez öldürülmüş, kimi yolunu kaybetmiş dağlarda donarak ölmüş, kimi tutuklanmıştı. Bir şekilde bu engelleri aşabilenlerin neyle karşılaştığını Adil Okay’ın günlüğünden okuyalım: “Siz hiç bilmediğiniz ülkelere-kentlere yolculuğa cebinizde para olmadan çıktınız mı? Ve pasaportsuz, kimliksiz... Ricat yollarında kuşatmaları yarıp geçtiniz mi? Vardığınız ülkelerde dilleri dilinize, gülüşleri gülüşünüze benzemeyen insanlar arasında öteki olduğunuzu hissetiniz mi? Yeniden ve yeniden sıfırdan başlayarak kurmak zorunda kaldınız mı hayatınızı? Mesleğinizin, kahramanlığınızın, komutanlığınızın para etmediği dünyalarda çırılçıplak hissetiniz mi kendinizi? Günün birinde, rüyalarınızın değil karabasanlarınızın gerçek olduğunu dehşetle fark ettiniz mi? Anadilinizde gülmenin, sevişmenin, ağlamanın hemen hemen olanaksız olduğu bir ülkede yaşamak zorunda kaldınız mı?”

 


Kültür çatışması

Evet, Lübnan ve Suriye yönetimleri genel olarak Türkiyeli devrimcilere göz yumuyordu ama Türkiye, Cenevre Mülteciler Anlaşması’na imza atmadığı için resmî iltica kabul etmiyor, mültecilere barınma ve yiyecek olanağı sağlamıyor, mülteci oturum-dolaşım kimliği vermiyordu. Türkiye’deki resmî propagandada dendiği gibi kimseye Moskova’dan, Pekin’den ya da Tiran’dan para da gelmediği için, Türkiyeli siyasi mültecileri sıkıntılı bir yaşam bekliyordu. Evet dillerini bilmiyorlardı, âdetlerini bilmiyorlardı, ceplerinde beş para yoktu ama yapacak şey de yoktu. Çünkü sadece ‘siyasetle uğraşanlar’ değil onların aileleri, yakınları da darbecilerin demir yumruğunun altında eziliyordu. Sıkıntı sadece maddi koşullarda değildi. Yeni bir kültürle karşılaşmanın da sıkıntıları vardı. Çünkü o yıllarda Suriye, Lübnan ve Filistin, sadece Türkiyeli ‘mecburcular’ için değil Avrupa’dan, Kuzey Afrika’dan, Asya’dan gelen ‘devrimciler’ için de çekim merkeziydi.

Adil Okay 2 Nisan 1981 tarihinde günlüğüne şöyle yazmış: “Şam’da son günümüz. Gidiş haberini saat 12:.30’da Yermuk’ta kaldığımız okula getirdiler. Nihayet Lübnan’a doğru yola çıkacağız. Bizden önce gelen Yemenli grup henüz gitmemiş. Ama kızlı, erkekli Avrupalı grup sabah gitti. Avrupalı devrimciler cephe gerisinde Filistinlilere destek olmaya gelmişler. Hemşire, teknisyen, dil öğretmeni olarak... Onlardan aklımda kalan rahat tavırları oldu sadece. Özellikle kızların da erkekler gibi orta yerde soyunup külotla uyumaları bizi şaşırttı. Kültür farkı demiştim yadırgayan arkadaşlara kınamasınlar diye. Gerçi itiraf edeyim, benim de tuhafıma gitmişti.”

Aslında sadece Batı’dan gelenler değil Lübnanlılar da şaşırtıyordu Türkiyelileri. Nüfusun nüfusunun yüzde 60’ının Müslüman gerisinin Hıristiyan olduğu Lübnan’da, dinin ve geleneğin çok baskıcı olmadığını görerek sevinmişler, Türkiye’nin sahil bölgelerine benzetmişlerdi buraları.

 


Enternasyonalist tartışmalar

“Sabah kahvaltıdan sonra Iraklı Nazmi ile Hasan ve Cevat’ın önceden tanıştığı İranlı yanımıza konuk olarak geldiler. Sohbet ettik, çay içtik. İran-Irak savaşının ekonomik nedenleri üzerinde tartıştık. Savaşa rağmen İranlı ve Iraklı komünistler işbirliğini sürdürüyorlar. Nazmi ile İranlı ‘kâfir’ diye takılıyorlar birbirine. Daha sonra ‘İran’da feodal üretim ilişkileri mi, yoksa kapitalist üretim ilişkileri mi hâkimdir’ tartışması açıldı. Öğleye kadar bu tartışma sürdü...” diye yazmış defterine Adil Okay. O yıllarda sol örgütler içinde olanlar için ne kadar tipik bir tablo değil mi?

Veya şöyle yazmış: “Bir bacağı takma Kirkor ile görüştük.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Okurlara açıklama metni - 20.05.2012
  2. Özür - 29.04.2012
  3. Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü - 22.04.2012
  4. 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı - 15.04.2012
  5. Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti - 08.04.2012
  6. Ali Şükrü Bey ve Topal Osman - 01.04.2012
  7. ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri - 25.03.2012
  8. Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz - 18.03.2012
  9. Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi - 11.03.2012
  10. Milli Görüş Hareketi ve Erbakan - 04.03.2012
  11. Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı - 26.02.2012
  12. Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid - 19.02.2012
  13. - - 12.02.2012
  14. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  15. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  İDAŞ’a ABD’li ortak geliyor
  Katarlılar, otel için partner arıyor
  Akbank’a ‘en iyi banka’ ödülü verildi
  Avea, Facebook’ta Türkiye birincisi
  TEB’den KOBİ’lere İnternet desteği
  Pegasus’un Bakü seferleri başladı
  ÇAYKUR’dan yılda 15 milyon tasarruf
  A&T yedinci şubesini açtı
  Papandreu’ya feta eleştirisi
  ABD, pazara girişte kolaylık sağlamalı
  Alman işçilere 20 yılın zammı
  Sarrazin, son kitabında bu kez Yahudileri hedef aldı
  İran ticareti üç yılda 30 milyar dolara çıkacak
  O DA TELEFON ÜRETTİ
  TOKİ’nin alanını daraltmamız lazım, çok açıldı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 22.05.2012
Böyle bir 19 Mayıs
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.05.2012
Bayrak ve muhalefet
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 22.05.2012
Devlette ve medyada gayrımüslim algısı
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 22.05.2012
Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof
BU YAKA
Rengin Soysal - 22.05.2012
Gördüğüne inanmayıp, görmediğine inanma çağı
SOLAÇIK
Melih Altınok - 22.05.2012
Yarın darbe olsa
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 22.05.2012
Uludere soruşturması siyasi blokaj altında
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.05.2012
Elif Şafak, okurunu kredi kartına ve tüketime teşvik ediyor!
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 22.05.2012
Kahramanlıktan sıfıra, sıfırdan kahramanlığa
-
Ferhat Uludere - 22.05.2012
Tiyatroyu ve eleştirmenleri eleştirmek
BENİM TARAFIM
Barbaros Altuğ - 22.05.2012
Altın gümüş pırlanta...
-
Akın Özçer - 22.05.2012
Kaya gibi sağlam bir sorun
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 22.05.2012
Keskûsorûzer! *
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’" başlıklı köşe yazısı
22.05.2012 11:46:00