1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Mayıs 2012 Salı 11:49
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 20.11.2011
Ayşe Hür
150. Yıldönümünde Abdülmecid
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - 150. Yıldönümünde Abdülmecid Ayşe Hür - 150. Yıldönümünde Abdülmecid Ayşe Hür - 150. Yıldönümünde Abdülmecid Ayşe Hür - 150. Yıldönümünde Abdülmecid Ayşe Hür - 150. Yıldönümünde Abdülmecid Ayşe Hür - 150. Yıldönümünde Abdülmecid Ayşe Hür - 150. Yıldönümünde Abdülmecid Ayşe Hür - 150. Yıldönümünde Abdülmecid
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin
150. Yıldönümünde Abdülmecid

Bu haftanın iki önemli tartışma konusu vardı: Birincisi CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün 1937-1938 Dersim Katliamı’ndan dönemin tek partisi CHP’nin sorumluluğu olduğu ve Atatürk’ün olan bitenden haberdar olduğu iddiasıydı. Ben de aynen böyle düşünüyorum. İkincisi ise TBMM’ye bağlı Milli Saraylar Müdürlüğü’nün 17-19 Kasım 2011 tarihlerinde Dolmabahçe Sarayı’nda “Abdülmecid’in 150. Yıldönümü” adı altında bir sempozyum düzenlemesiydi. Birinci konuda daha önce pek çok kere yazdığım için, Dersimlilerden bu haftalık özür dileyerek ikinci konu üzerine yazmaya karar verdim.


Milli Saraylar Müdürlüğü’nün, Osmanlı Dönemi’nin önemli padişahlarından olan Abdülmecid’in 150. yıldönümünü bir konser ve sempozyumla anmasında herhangi bir gariplik yoktu. Gariplik, sempozyumun tarihi idi. Çünkü 17 Kasım Abdülmecid’le ilgili hiçbir önemli olayın tarihi değildi. Sırayla gidersek, Abdülmecid’in doğum günü (25 Nisan 1823) ile ilgili değildi, ölüm günü (25 Haziran 1861) ile ilgili değildi, tahta çıkış tarihi (1 Temmuz 1839) ile ilgili değildi. Abdülmecid Dönemi’nin sembolik olaylarından Tanzimat Fermanı’nın ilanı (3 Kasım 1839) ile ilgili değildi, Islahat Fermanı’nın ilanı (18 Şubat 1856) ile ilgili değildi. Üstüne üstlük, Abdülmecid’in torununun torunu Osman Mayatepek’in televizyonlarda açıkladığına göre aile efradı bile sempozyuma davet edilmemişti. Aksilik bu ya, 17 Kasım Abdülmecid’in oğlu Vahdettin’in, 1-2 Kasım 1922 tarihinde TBMM tarafından Hilafet kurumunun kaldırılması üzerine, bir İngiliz gemisi ile yurtdışına sürgüne gitmesinin tarihiydi! Dahası, Vahdettin’den sonra TBMM tarafından Halife seçilen kişinin adı da Abdülmecid idi.
Bu ipuçlarını biraraya getiren bazı çevreler, sempozyumu düzenleyenlerin Abdülmecid yoluyla babası Vahdettin’e, oradan da Hilafet makamına gönderme yapmaya çalıştıklarını iddia ettiler. Doğrusu tarihteki garabet ortadaydı ama amaca ulaşmak için Abdülmecid’i seçmek hiç akıl kârı görünmedi bana. Neden derseniz, cevabını aşağıda vermeye çalışacağım.

***

Şehzadeliğinde yarı hapis hayatı yaşayan Abdülmecid, babasının erken ölümü üzerine tahta geçtiğinde henüz 16 yaşındaydı. Belki de bu yüzden babasının kurduğu idari kadroyu bozmak istemedi. Böylece, 1838’de İngilizlerle imzalanan Ticaret Antlaşması’nın mimarlarından Mustafa Reşit Paşa da Hariciye Nazırlığı görevine devam etti. Mustafa Reşit Paşa Hariciye Nazırlığı’ndan önce Paris ve Londra’da sefirlik yaparken, Batı siyasi kültürünü gözleme imkânı bulmuş, özellikle eşit vatandaşlık meselesinin önemini iyi kavramıştı. Bunun meyvesi sadece Abdülmecid Dönemi’ne değil, Osmanlı tarihine damgasını vuracak olan Gülhane Hattı-ı Hümayunu (Tanzimat Fermanı) oldu. Mustafa Reşit Paşa’nın daha genç padişahı ikna etmesi zor olmamıştı, çünkü Abdülmecid, şehzadeliğinde dönemin ölçülerine göre çok iyi bir eğitim almıştı. Bu eğitim de sadece alaturka dersleri değil alafranga dersleri de kapsıyordu. Ve babasının izlediği yola da büyük saygı duyuyordu.

 


Tanzimat Fermanı okunuyor

Kabaca söylersek, 3 Kasım 1839 Pazar günü Gülhane Bahçesi’nde okunan Tanzimat Fermanı’nın özetinin özeti şuydu: “Bugüne dek devlet kanunsuz yönetiliyordu. Bundan böyle her şey kanuna dayanacaktır. Bu kanunlar da devletin Müslüman ve gayrımüslim tebaasına eşit olarak uygulanacaktır. Fermanın okunması için Müslümanların tatil günü olan cuma değil de Batılıların tatil günü olan pazar gününün seçilmesi bile gayet ‘devrimci’ bir tutumdu. Ama daha önemlisi fermanın içeriğiydi. Öyle ki Mustafa Reşit Paşa, fermanı okumaya gideceği sabah karısıyla helalleşmişti, çünkü kellesinin gideceğinden neredeyse emindi. Neyse, korktuğu olmadı. Gülhane Bahçesi’nde kendisini, çok değil dört ay önce Nizip’te isyancı Kavalalı Mehmed Ali Paşa ordularını durduran Britanya, Fransa, Avusturya ve Rusya’nın temsilcileri (aralarında Fransa Kralı Louis Philippe’in oğlu da vardı), âlimler, vekiller, yüksek bürokratlar, medrese hocaları, askerler ve daha nice kesimden insan bekliyordu. Fermanı okumaya başladığında önce sessizlik, sonra pes perdeden bazı homurtular olduysa da konuşmanın sonunda geleneksel “Padişahım Çok Yaşa!” nidaları yükseldiğinde, Osmanlı ülkesinde artık yeni bir dönem başlamıştı. Bu yeni döneme ilişkin genel tepkiyi ise şu sözler özetliyordu: “Ne yani, artık gâvura gâvur demeyecek miyiz?”

 


Gâvura gâvur diyememek

Aslında farkında değillerdi ama sadece gayrımüslimler değil, Müslümanlar da ‘reaya’ olmaktan ‘tebaa’ olmaya (yani kulluktan vatandaşlığa) doğru yola çıkmıştı. Ama elbette, Ferman esas gayrımüslimlerin hayatını etkiledi. O güne dek ‘Millet’ denen kompartımanlarda adeta hapis hayatı yaşayan gayrımüslimler ilk kez, ‘Millet-i Hâkime’ denen kesimlerle eşit muameleye tabi tutulmaya başladılar. İstanbul’da hayat giderek şenlendi. Ülkeye Avrupalı akını başladı. Batı tarzı yapılaşma arttı, İstanbul halkı, Rokoko, Ampir, Neo-Gotik gibi mimari tarzlarla tanıştı. Levantenlerin âdeti olan balolar, karnavallar, yılbaşı kutlamaları, tiyatro gösterileri yaygınlaşmaya başladı. Böylece ilk kez Müslüman ve gayrımüslim kesimler kaynaşmaya, birbirinin kültürünü tanımaya başladılar. Bu yakınlaşma ile birlikte ilk kez tüm tebaa kendini ‘Osmanlı’ kimliği altında tanımlamaya başladı. Ancak bunlara paralel olarak İngiliz Büyükelçisi Lord Straford Canning gibi aktörlerin etkisi artmaya başladı.


Abdülmecid halkla tanışıyor

Bütün bu gelişmelere rağmen Abdülmecid, tahta geçişinden ancak dört yıl sonra halkının arasına karışmaya cesaret etti. Bu da çok devrimci bir tavırdı, çünkü IV. Murad Dönemi’nden beri (1623-1640) padişahlar halktan uzak dururlardı. Abdülmecid Eser-i Cedid Vapuru ile İzmit’e, ardından Mudanya yoluyla Bursa’ya geçti. Uludağ’a çıktı. Sonra Çanakkale’ye gitti. Gezdikçe gezesi geldi. Bozcaada, Midilli, Sakız, Sisam, Bahr-i Sefid denen On İki Adalar’a uğradı. Yol boyunca halkla sohbet etti. Bu sadece halk için değil kendisi için de paha biçilmez bir deneyimdi. Öyle ki, birincisi biter bitmez ikinci gezisini planlamaya başladı. Bu sefer rotası Trakya, Balkanlar ve Tuna Boyları’ydı. Rusçuk’ta Eflak-Boğdan Beyleri’nin, Avusturya ve Rusya’nın heyetleriyle biraraya geldi. Tuna Nehri üzerinde vapur gezileri yaptı. Ardından Balkanlar’ın önemli şehirlerine uğradı. Tam 40 gün sürmüştü bu ikinci gezisi. Bu gezisinde öğrendiklerini de hemen uygulamaya geçti. Örneğin erzaktan ve hayvanlardan alınan vergileri kaldırdı.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Okurlara açıklama metni - 20.05.2012
  2. Özür - 29.04.2012
  3. Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü - 22.04.2012
  4. 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı - 15.04.2012
  5. Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti - 08.04.2012
  6. Ali Şükrü Bey ve Topal Osman - 01.04.2012
  7. ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri - 25.03.2012
  8. Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz - 18.03.2012
  9. Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi - 11.03.2012
  10. Milli Görüş Hareketi ve Erbakan - 04.03.2012
  11. Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı - 26.02.2012
  12. Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid - 19.02.2012
  13. - - 12.02.2012
  14. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  15. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  İDAŞ’a ABD’li ortak geliyor
  Katarlılar, otel için partner arıyor
  Akbank’a ‘en iyi banka’ ödülü verildi
  Avea, Facebook’ta Türkiye birincisi
  TEB’den KOBİ’lere İnternet desteği
  Pegasus’un Bakü seferleri başladı
  ÇAYKUR’dan yılda 15 milyon tasarruf
  A&T yedinci şubesini açtı
  Papandreu’ya feta eleştirisi
  ABD, pazara girişte kolaylık sağlamalı
  Alman işçilere 20 yılın zammı
  Sarrazin, son kitabında bu kez Yahudileri hedef aldı
  İran ticareti üç yılda 30 milyar dolara çıkacak
  O DA TELEFON ÜRETTİ
  TOKİ’nin alanını daraltmamız lazım, çok açıldı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 22.05.2012
Böyle bir 19 Mayıs
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.05.2012
Bayrak ve muhalefet
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 22.05.2012
Devlette ve medyada gayrımüslim algısı
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 22.05.2012
Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof
BU YAKA
Rengin Soysal - 22.05.2012
Gördüğüne inanmayıp, görmediğine inanma çağı
SOLAÇIK
Melih Altınok - 22.05.2012
Yarın darbe olsa
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 22.05.2012
Uludere soruşturması siyasi blokaj altında
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.05.2012
Elif Şafak, okurunu kredi kartına ve tüketime teşvik ediyor!
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 22.05.2012
Kahramanlıktan sıfıra, sıfırdan kahramanlığa
-
Ferhat Uludere - 22.05.2012
Tiyatroyu ve eleştirmenleri eleştirmek
BENİM TARAFIM
Barbaros Altuğ - 22.05.2012
Altın gümüş pırlanta...
-
Akın Özçer - 22.05.2012
Kaya gibi sağlam bir sorun
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 22.05.2012
Keskûsorûzer! *
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "150. Yıldönümünde Abdülmecid" başlıklı köşe yazısı
22.05.2012 11:49:08