1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Mayıs 2012 Salı 11:49
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 18.09.2011
Ayşe Hür
1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - 1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik Ayşe Hür - 1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik Ayşe Hür - 1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik Ayşe Hür - 1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik Ayşe Hür - 1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik Ayşe Hür - 1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik Ayşe Hür - 1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik Ayşe Hür - 1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin
1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik

İnternete ‘düşen’ bant kayıtlarından, yakın tarihe kadar doğrudan barış görüşmeleri yaptığı anlaşılan (ki bu konuda kendilerini tebrik ediyorum) AKP ve PKK’nın neden tekrar silahlı çatışmanın eşiğine geldiğini anlamak biz sıradan fanilerin harcı değil. Anlaşılan ne Kürt tarafı ne Türk tarafı yeterince kan döküldüğünü düşünüyor. Madem bu kadar savaş meraklısı bir toplumuz, o halde size bir başka ‘savaşa giriş’ hikâyesi anlatayım. Çoğumuz biliyoruz ama bilmeyenler için savaştan nasıl çıktığımızın hikâyesini de bir zaman anlatırım.

Not: Bazı okurlar, sıcak gündem maddesi olan İsrail-Filistin konularında neden yazmadığımı soruyorlar. Halbuki 6-9 Ocak 2009 tarihlerinde Taraf’ta yayımlanan “90 Yıldır Kanayan Yara: Filistin” başlıklı yazı dizisinde konuyu kapsamlı biçimde ele almıştım. Gazetenin internet sayfasındaki “Diziler” linkinden ulaşılamayan bu diziyi tek bir yazı halinde Tarih Defteri’nin internet sayfasına koyduk. İlgilenenlere duyururum.

1914 yılına girildiğinde havada savaş bulutları dolaşıyordu. Almanya’da Pan Germenistler, Rusya’da Pan Slavistler, Fransa’da İntikamcılar, İtalya’da Irredendistler, Britanya’da İmparatorlukçular Avrupa’yı savaşın eşiğine getirmişlerdi. İş bahane bulmaya kalmıştı.

Kıvılcımı 28 Haziran 1914’te Almanya’nın müttefiki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Franz Ferdinand ve karısının bir Sırp milliyetçisi olan Princip tarafından öldürülmesi çaktı. Sırbistan’ın özrünü yeterli görmeyen Avusturya-Macaristan 28 temmuzda Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ı bombaladı, 31 temmuzda Rusya seferberlik ilan etti, 1 ağustosta Almanya Rusya’ya savaş açtı. 3 ağustosta Almanya Fransa’ya, 5 ağustosta da Britanya Almanya’ya savaş açınca eski tabirle ‘Cihan Harbi’ başlamış oldu.

Bunlar olurken, bu yeniden-paylaşım savaşından kendi paylarını almak isteyen İttihatçı paşalar savaşa kimin yanında girerlerse kârlı çıkacaklarını belirlemek için nabız yokluyorlardı. Bir yanda 1894, 1904 ve 1907 yıllarında çeşitli vesilelerle ittifaklar kurmuş Fransa, Britanya ve Rusya vardı, öte yandan uluslaşma süreçlerini geç tamamladıkları için koloniler edinmekte geç kalmış Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya vardı. Aslında Osmanlı Devleti kiminle ittifak kurarsa kârlı çıkardı sorusundan çok, kim görünüşü heybetli, içi kof Osmanlı Devleti’ni sırtında taşımayı göze alırdı sorusu daha anlamlıydı ama o günlerde kimse bunun farkında değildi.


Önce Ruslar, sonra İngilizler

İttihatçıların (ve günümüzdeki temsilcilerinin) iddiasına göre, savaşa girmeden önce bütün ittifak olasılıkları denenmiş, sonunda çare kalmadığı için Almanya ile ittifak kurulmuştur. Ancak söz konusu ülkelerin arşivlerinde bu iddiayı destekleyen ciddi belgeler yoktur. Sadece İttihatçı kadroların ileriki yıllarda anlattıkları hikâyeler vardır.

İttihatçıların iddiasına göre Osmanlı Devleti’nin Britanya ile ilk ittifak girişimi, 30 Eylül 1911’de, Trablusgarp Savaşı sırasında Ruslar gemilerini Boğazlardan geçirmek istediklerinde; ikincisi ise 12 Haziran 1913’te Ruslar 1878 Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi uyarınca Doğu Vilayetleri’nde yapılması gereken Ermeni Islahat Planı ile ilgili baskı yaptığında yapılmıştı. Ama İngilizler her iki teklifi münasip gerekçelerle geçiştirmişlerdi.

Yine İttihatçıların iddiasına göre Talat Paşa, savaş tamtamlarının çaldığı 1914 mayısında yaz tatilini geçirmek üzere Kırım’a gelen Rus Çarı’nı selâmlamak üzere Livadya’ya gittiğinde Rus Hariciye Nazırı Sazonov’a askerî ittifak teklifinde bulunmuştu. (Osmanlı Devleti Kırım’ın 1783’te Rusya tarafından ilhakını hiçbir zaman kabul etmemişti. Bu nedenle, Çar ne zaman Livadya’ya gelse, sanki evsahibi Osmanlı Devleti imiş gibi, Livadya’ya bir ‘hoş geldin heyeti’ gönderilmesi âdettendi. Talat Paşa da bu geleneği devam ettiriyordu.) Teklifte Balkan Savaşlarından sonra Yunanistan’a geçen Midilli, Sakız ve Sisam adalarının Osmanlı Devleti’ne geri verilmesi karşılığında Rusya ile birlikte davranılması vardı. Ancak Ruslar bu teklifi reddetmişti.

Fransızlar reddedince

Son olarak, Cemal Paşa’nın ölümünden sonra yayımlanan hatıratında 1914 yılı temmuz ayında Fransızlardan gelen teklif üzerine Paris’e gittiğinde Osmanlı hükümetinin de muvafakatiyle bir Osmanlı-Fransız ittifakı tesisi yolunda temaslarda bulunduğunu iddia ediyorsa da Fransız arşivlerinde bu konuda herhangi bir kayıt yoktur. Dolayısıyla Cemal Paşa’nın ciddî bir ittifak girişimi olarak sunduğu görüşmeleri en fazla gayrı resmî görüşmeler olduğunu söylemek mümkün.

İttihatçılara göre, hâl böyle olunca da Osmanlı Devleti Almanlara bir anlamda mahkûm olmuştu. Aslında Alman genelkurmayı ve hükümeti Osmanlı Ordusu’nun geriliği ve yıpranmışlığı yüzünden ittifakı istemiyordu. Örneğin İstanbul’daki Alman Sefiri Wangenheim, Sadrazam Sait Halim Paşa’ya “Avusturya-Sırp ilişkilerinin pek ciddi bir biçim alabileceği, dolayısıyla durum aydınlanmadan herhangi bir ittifak yapmamak gerektiği”ni söylemişti. Aynı şekilde İstanbul’daki Alman askeri misyonundan Liman Von Sanders’in Mart 1914 ortalarında gönderdiği raporlara dayanarak bir değerlendirme yapan Alman Genelkurmay Başkanı Moltke, Avusturyalı meslektaşı General Conrad Von Hötzendorff’a şunları yazmıştı: “Türkiye askerî bakımdan bir sıfırdır. Askerî heyetimizin raporları tamamen umut kırıcıdır. Ordu, anlatılması olanaksız bir durumdadır. Daha önce Türkiye’den ‘Hasta Adam’ olarak söz edildiğine göre şimdi ölen adamdan söz edilmesi gerekiyor. Artık yaşam gücü kalmamıştır ve kurtarılması olanaksız bir can çekişme halinde bulunuyor. Askeri heyetimiz, şifasız bir hastanın ölüm döşeği başında bulunan doktorlar heyetine benziyor.”

Ancak Almanya’nın yeni sömürgeler bulmazsa yok olacağını düşünen Kayzer II. Wilhelm onlar gibi düşünmüyordu. Nitekim kısa süre sonra Sanders Kayzer’i mutlu etmek için olsa gerek, “Osmanlı ordusunun yeniden teşkilatlandığını, üç büyük savaş kaybetmiş olmasına rağmen gücünü toparladığını ve beklenenden daha fazlasını yapabileceği” yönünde raporlar yazmaya başlayacaktı.


Sultan Osman ve Reşadiye

Enver Paşa Alman Büyükelçisi Wangenheim’a, Said Halim Paşa da Avusturya-Macaristan Büyükelçisi Pallavicini’ye anlaşma teklifi yaptığında takvimler 22 Temmuz 1914’ü gösteriyordu.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Okurlara açıklama metni - 20.05.2012
  2. Özür - 29.04.2012
  3. Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü - 22.04.2012
  4. 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı - 15.04.2012
  5. Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti - 08.04.2012
  6. Ali Şükrü Bey ve Topal Osman - 01.04.2012
  7. ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri - 25.03.2012
  8. Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz - 18.03.2012
  9. Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi - 11.03.2012
  10. Milli Görüş Hareketi ve Erbakan - 04.03.2012
  11. Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı - 26.02.2012
  12. Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid - 19.02.2012
  13. - - 12.02.2012
  14. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  15. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  İDAŞ’a ABD’li ortak geliyor
  Katarlılar, otel için partner arıyor
  Akbank’a ‘en iyi banka’ ödülü verildi
  Avea, Facebook’ta Türkiye birincisi
  TEB’den KOBİ’lere İnternet desteği
  Pegasus’un Bakü seferleri başladı
  ÇAYKUR’dan yılda 15 milyon tasarruf
  A&T yedinci şubesini açtı
  Papandreu’ya feta eleştirisi
  ABD, pazara girişte kolaylık sağlamalı
  Alman işçilere 20 yılın zammı
  Sarrazin, son kitabında bu kez Yahudileri hedef aldı
  İran ticareti üç yılda 30 milyar dolara çıkacak
  O DA TELEFON ÜRETTİ
  TOKİ’nin alanını daraltmamız lazım, çok açıldı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 22.05.2012
Böyle bir 19 Mayıs
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.05.2012
Bayrak ve muhalefet
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 22.05.2012
Devlette ve medyada gayrımüslim algısı
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 22.05.2012
Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof
BU YAKA
Rengin Soysal - 22.05.2012
Gördüğüne inanmayıp, görmediğine inanma çağı
SOLAÇIK
Melih Altınok - 22.05.2012
Yarın darbe olsa
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 22.05.2012
Uludere soruşturması siyasi blokaj altında
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.05.2012
Elif Şafak, okurunu kredi kartına ve tüketime teşvik ediyor!
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 22.05.2012
Kahramanlıktan sıfıra, sıfırdan kahramanlığa
-
Ferhat Uludere - 22.05.2012
Tiyatroyu ve eleştirmenleri eleştirmek
BENİM TARAFIM
Barbaros Altuğ - 22.05.2012
Altın gümüş pırlanta...
-
Akın Özçer - 22.05.2012
Kaya gibi sağlam bir sorun
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 22.05.2012
Keskûsorûzer! *
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik" başlıklı köşe yazısı
22.05.2012 11:49:34