“Mustafa Kemal’in 14 Ocak-20 Şubat 1923 tarihleri arasında 35 gün süren ünlü Ege Seyahati’nin, bugün en çok bilinen bölümü, 16/17 ocakta İzmit Kasrı’nda İstanbullu bir grup gazeteciye “Kürtlere özerklik tanınması” konusunda bazı imalarda bulunduğu basın konferansıdır. Ancak, gezinin en az bu kadar önemli bir parçası daha vardır ki, bugün neredeyse unutulup gitmiştir. Bu haftayı, yıllardan sonra yeniden Taksim Meydanı’nda kutladığımız 1 Mayıs İşçi Bayramı dâhil olmak üzere bir dizi işçi hakkının kâğıt üzerinde de olsa ilk kez tanındığı İzmir İktisat Kongresi’ne (resmî adıyla “Türkiye İktisat Kongresi”) ayırdım.”
Muhaliflerin eleştirileri
Dönemin İktisat Vekili (daha sonra Adliye Vekilliği de yapacak olan) Mahmut Esat’ın (Bozkurt) fikri olan kongreye dair haberler, 1923 yılının ocak ayında gazetelere yansımaya başladığında, gerek kamuoyunda, gerekse TBMM’de heyecanlı tartışmalar yaşanmıştı. Gazeteler Lozan Barış Görüşmeleri’nin Musul, kapitülasyonlar ve savaş tazminatları gibi iktisadi konulardaki anlaşmazlıklar yüzünden kesintiye uğradığı o günlerde bir iktisat kongresi toplanması fikrini çok olumlu bulmuşlardı, ancak, başını Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey ile Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey’in çektiği “İkinci Grup” üyeleri hükümetin TBMM’ye haber bile vermeden böyle bir kongre toplamasını, TBMM’nin yasama yetkilerine tecavüz olarak niteliyorlardı.
Muhaliflerin sert eleştirilerini, İktisat Vekili Mahmut Esat Bey, kongrenin “hususi ve istişari” nitelikte olacağı garantisini vererek yatıştırdı ancak muhalifler bu sefer de, bir süredir Londra ve Atina basınında ortaya atılan bir iddiayı gündeme getirdiler. Bu haberlere göre, kongrenin asıl amacı, yabancılara tekel ve imtiyazlar verilmemesi, yabancı vapur kumpanyalarının Türk denizlerinde sefer yapmalarının yasaklanması veya İstanbul’daki Ermeni, Rum ve Musevi tüccarların geri plana itilmesi gibi anti-liberal tedbirlerin yürürlüğe konulmasıydı. Mahmut Esat Bey, bu konudaki kuşkuları, ABD’li sermayedarlardan 400 milyon dolar yabancı sermaye çekmeyi umdukları Chester Projesi’ni örnek vererek gidermeye çalıştı.
Neden İzmir
Bu sefer muhalif milletvekilleri, kongrenin belli bir programı ve gündeminin olmamasını, ayrıca ulaşım açısından son derece elverişsiz bir ayın seçilmesini eleştirdiler. Program konusu zaman içinde halledilebilirdi ama ulaşım konusundaki eleştiri haklıydı. Çünkü o tarihlerde örneğin Erzurum’dan İzmir’e gelebilmek için önce kara yoluyla Trabzon’a, oradan gemiyle İstanbul’a, İstanbul’dan yine gemiyle Bandırma’ya, Bandırma’dan şimendiferle İzmir’e gitmek gerekiyordu. Yazın bile çok zahmetli ve masraflı olan bu yolculuğun kış aylarında yapılması neredeyse imkânsızdı.
Peki, kongre neden Ankara veya İstanbul’da toplanmıyordu da daha birkaç ay önce üçte birini faili meçhul (!) bir yangında kaybetmiş İzmir’de yapılıyordu? Bunun cevabı açıktı: Ankara o yıllarda böyle büyük bir organizasyona ev sahipliği yapamayacak kadar küçük ve muhafazakâr bir kasabaydı. İstanbul, çöken imparatorluğun köhne başkenti olarak Kemalistlerin kara listesindeydi. Nitekim Mustafa Kemal, İstanbul’a ancak 1927 yılının yazında gelecekti. “Gâvur” İzmir ise, Levanten geçmişiyle Türkiye’yi Lozan’da sıkıştıran Batılılara “liberal selamlar” göndermek açısından en uygun seçenekti. Sonuçta muhalifler ikna edildiler ve kongrenin hazırlıklarına başlandı.
Mesleki temsil ilkesi
Kongreye katılım Mahmut Esat Bey’in önerisi ile “mesleki temsil” ilkesine göre gerçekleşecekti. Bu amaçla her kazadan üçü çiftçi, biri tüccar, biri ya sanayici ya zanaatkâr, biri amele, biri şirket temsilcisi, biri de banker olmak üzere sekiz delegenin seçilmesi istendi. Sonradan yeterli kişi bulunamadığı için, altı grup dörde indirilecek ve kongreye tüccar, çiftçi, sanayici ve amele zümrelerinin temsilcileri katılacaktı.
En kalabalık ve en örgütlü olanı “tüccarlar zümresi” idi. Kısa süre içinde delegelerini seçmişler, Tütün Rejisi, İstanbul Ticaret Odası, Milli Türk Ticaret Birliği, Ticaret Mektebi ve İtibarı Milliye Bankası’nın durumu, tekel ve gümrükler, kabotaj, milli para, ithalat ve ihracat, yabancı sermaye ve benzeri konularda bir dizi rapor hazırlamışlardı.
İkinci örgütlü kesim “çiftçiler zümresi” idi. Ancak bu grubu büyük toprak sahipleri oluşturuyordu. Küçük çiftçilerin, ortakçı ve yarıcıların, tarım işçilerinin zümrede temsilcileri yoktu.
“Sanayici zümresi” ise tahmin edileceği gibi çok zayıftı. Bunu, zümrenin başına sanayi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Kâzım Karabekir Paşa’nın getirilmesinden anlamak mümkündü. Zümrenin delegelerinin çoğunluğunu üst düzey bürokratlar ve bazı milletvekilleri (ki kongrede delege olan 40 milletvekili vardı) oluşturuyordu.
‘Amele zümresine’ Aka Gündüz
“Amele zümresi” ise ağırlıklı olarak İstanbul’daki İttihatçı tüccarların kurduğu İstanbul Umum Amele Birliği üyelerinden oluşuyordu. İzmir’den de beş kadın amele temsilcisi (Hayriye, Elif, Emine, Şefika, Münire ve Nigar Hanımlar) vardı. “Mesleki temsil” ilkesine göre zümrenin başında bir amele olması gerekirken, “Aka Gündüz” takma adını kullanan İttihatçı yazar Hüseyin (Enis) Avni getirilmişti.
Sosyalist aydın ve emekçilerin oluşturduğu Aydınlık Grubu da bu hakların kâğıt üzerinde kalmaması için kongreyi destekleyici bir kampanya yürütüyordu. Zonguldaklı maden işçileri de “İktisat Kongresinde Türk Madencileri Ne Diyordu?” başlıklı bu risale ile sorunlarını ayrıntılı biçimde kamuoyuna aktarmışlardı.
Yolculuğun cilveleri
Yolculuk için gereken parayı çoğunlukla açılan bağış kampanyalarıyla ya da eş dosttan aldıkları borçlarla sağlamayı başaran delegeler, ağır kış koşulları içinde büyük zorluklarla peyderpey İzmir’e ulaştılar. Yolculuk sırasında komik olaylar da olmuştu. Örneğin İstanbul delegelerinden 150 kişilik grubu getiren Fransız Messageries Kumpanyası’nın Piyer Loti vapuru, İzmir Limanı’nın güvenlik gerekçesiyle TBMM hükümetince kapatılması üzerine limana giremeyince yolcularıyla birlikte Marsilya’ya gitmişti. Delegeler üç-dört gün sonra bir başka gemiyle Marsilya’dan gelmişlerdi. Yine çeşitli yerlerden İstanbul üzerinden Bandırma’ya gelenler, önce kayık yokluğundan gemiden çıkamamışlar, çıktıktan sonra da Bandırma Gümrük Müdürü’nün düşmanca tavrı yüzünden limanda mahsur kalmışlardı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.