Geçen hafta belirttiğim gibi, bu hafta bazı yazılarıma yönelik eleştirileri sizlerle paylaşma haftası. İlk mektubun sonundaki “Bu tekzibi yayımlamak için 48 saatiniz var. Ondan sonra adli süreç başlayacaktır” tehdidi olmasaydı da Sayın Mithat Perin’in mektubunu yayınlayacağımı bilmenizi isterim. Nitekim ikinci mektubun sahibi Mehmet Arif Demirer’in eleştirilerini kendiliğimden yayınlıyorum. Çünkü, DP’nin Münakalat (Ulaştırma) Vekili Arif Demirer’in oğlunun 6-7 Eylül yorumundan haberdar olmanızı istedim. Her iki mektupta katılmadığım çok şey var ancak üzerine düşüneceğim iddialar da var.
“Eğitimli bir profesyonel tarihçi, geçmiş gerçekliğin bütün ulaşılabilir kaynakları üzerinde eleştirel olarak çalışmaya devam eder... Tarihyazımının tarihinde gördüğümüz, belki de, süregiden bir diyalogdur ve bu diyalog hiçbir zaman nihai noktaya ulaşmamakla birlikte, bakış açısının genişlemesine katkıda bulunmaktadır.” (Georg G. Iggers, Yirminci Yüzyılda Tarih Yazımı, Tarih Vakfı Yurt Yay., 2000, s. 13 ve 15.) Iggers’in dediklerine yürekten katılan biri olarak, itirazlar arasında haklı olduğuna kanaat getirdiklerim olursa, bunları sizlerle paylaşacağımdan emin olabilirsiniz.
DOSTÇA ELEŞTİRİ . Ardından ‘İzmir Yangını’ yazısında sözünü ettiğim Mehmet Coral’ın mektubu geldi. Mehmet Bey’le pek çok konuda farklı düşünüyorduk ama yazışmalarımız sonunda aynı malzemelerden hareket edilse bile, hem farklı tarih okumalarının mümkün olduğunda, hem de tarihin tabulaştırılmaması gerektiği konusunda anlaştık. Dolayısıyla kendisinin mektubunu yayınlamama gerek kalmadı. Ancak Mehmet Bey, yazının web sayfasındaki uzun versiyonunda ‘İzmir’in tanınmış doktorlarından’ dediğim Garabet Haçeryan’ın aslında İstanbullu olduğunu ve Çanakkale Savaşı’ndan sonra İzmir’e geldiğini; Smyrna 1922, Destruction of a City kitabının yazarı Housepian’ın ön adının Margaret değil, Marjorie olduğunu söyledi ki, çok haklıydı. Bu yanlışlarım için özür diliyorum.
EKSİKLER . Mehmet Bey, ayrıca 1909’da Aydın’da doğan, 1922’den sonra Anadolu’dan göç etmek zorunda kalan Rum-Yunanlı yazar Dido Sotiriyu’nun Türkçe’ye Benden Selam Olsun Anadoluya (Alan Yayıncılık, 1996) adıyla çevrilen eseri ile çağdaş Yunanlı yazar Kozmas Politis’in Yitik Kentin Kırk Yılı (Belge Yayınları, 1994) adlı eserinden söz etmememi de eleştiriyordu. Bu eserlerden, her ne kadar tanıklıklardan süzülseler de, birer roman olduklarından söz etmemiştim. Yoksa, iki yazarın anlattıkları benim tezimi destekler nitelikteydi. Neden söz ettiğimi daha iyi anlatmak için Dido Sotiriyu’nun 1962’de yazdığı, 1982’de Abdi İpekçi Türk Yunan Dostluk Ödülü’nü alan ve orijinal adı ‘Kanlı Topraklar Üzerine’ diye çevrilebilecek kitaptan ilgili bölümü aşağıda aktarıyorum. Ama önce ‘tekzip’ ve ‘eleştiri’ mektupları.
***
Selçuk Perin’in Mektubu
“Ayşe hanım, adım Selçuk PERİN ve İstanbul Ekspres Gazetesinin isim hakkı sahibiyim. Ben merhum Gazeteci Yazar Mithat Perin’in oğluyum, sizden yazınıza gerekli tekzibi yazmanızı ve bunu köşenizde aynı puntolarla yayımlamanızı istiyorum. Aksi takdirde Gökşin SİPAHİOĞLU ile birlikte hakkınızda yanlış bilgi yayman isimleri lekelemekten ve davacı olacağımızı bildirmek isterim.
Öncelikle İstanbul Ekspres gazetesi bir bulvar gazetesi değildir, hiç bir zaman da olmamıştır. Türkiye’nin ilk akşam gazetesi olup Türk gazeteciliğine mizanpajı, birinci sayfada fotoğrafı getirmiş, Abdi İpekçi, Oğuz Seren, Ergil Tezerdi, Ali ORALOĞLU, Gökşin SİPAHİOĞLU, Özkan ... ve diğerlerinin mesleklerini en iyi seviyeye çıkardıkları bir okul olmuştur.
Yazınızdaki hatalara gelince:
1. Haber TRT İstanbul radyosu tarafından ilk defa olarak saat 11:00 AA’ya atfen verilmiş ve annem tarafından gazeteye uçurulmuştur.
2. O zamanlar gazetelerin kâğıt stoku yapacak ne paraları ne de imkânları vardı. Neden mi? Çünkü gazete kâğıdı ithal idi ve karne ile gazetelere verilirdi.
3. Babam gazetede değil idi ve Yazı işleri müdürü olan Gökşin SİPAHİOĞLU dönmüş olan gazetenin birinci sayfa kalıbını değiştirmiş ve baskıya vermiştir. Bunu da ilk haberi vermiş olan Anadolu Ajansını arayıp teyit ettirdikten sonra yapmıştır.
4. O gün 300.000 adet gazete basılmamıştır. Rakam 230.000 civarındadır ve babam dönmekte olan gazetenin kâğıdını yırtarak baskıyı durdurmuştur, çünkü ertesi günün gazete kâğıdını garantilemek zorundadır.
5. Dediğiniz gibi Gökşin SİPAHİOĞLU gazetede yalnızca yazı işleri müdürlüğü görevi yapmamış ama gazeteye foto muhabiri olarak girmiştir. Görev süresi de denildiği gibi birkaç ay değil birkaç yıldır. (Ayşe Hür’ün notu: Yazımda görev süresine ilişkin bir bilgi yoktu.)
6. Mithat Perin ve Gökşin Sipahioğlu gazetede çıkan haberden dolayı İstanbul Baş Savcılığı tarafından mahkemeye verilmiş ve bu dava İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmüş her iki sanık ta bu davadan beraat etmişler, dava Savcının isteği ile Yargıtay’a intikal etmiş ve beraat kararı onaylanmıştır. Davada Mahkeme Başkanı Saim BAŞOL ve Baş Savcı da EGESEL’dir.
7. Mithat Perin aynı davadan Yassı ada mahkemelerine de yargılanmış ve orada da beraat etmiştir.
8. Mithat Perin’e vurmuş olduğunuz damgalardan birisi de MİT’e olan yakınlığıdır. Kendisinin MİT ile yakınlığı sokakta gezen insanlardan fazla olmamıştır.
Bu noktalardan yola çıkarak araştırmanızda vermiş olduğunuz Kaynakça içerisinde de eksik bilgiler veya taraflı bilgiler olduğunu kabul etmek zorundasınız.
6-7 Eylül olayları sırasında ben beş yaşında idim ve bunu çok yakinen yaşadım çünkü O gayr-ı Müslimler içerisinde arkadaşlarımın babaları, anneleri ve hatta işyerleri vardı. Siz kaç yaşında idiniz. Yaşadınız mı bunları? Sizin babanız bu şekilde gazeteci olduğu için suçlandı mı?
Bu tekzibi yayımlamak için 48 saatiniz var. Ondan sonra adli süreç başlayacaktır.
Saygılarımla, Selçuk Perin.”
***
Mehmet Arif Demirer’in Mektubu
“Ayşe Hanım, yazmadıklarınız ya da yanlış yazdıklarınız ile Yunan derin devletine ilişkin iddialarım şunlar:
1. Dünyanın ilk terör örgütü olan Rum EOKA, Kıbrıs’ta 1 Nisan 1955’ten itibaren kalleşçe (arkadan) İngiliz askerlerini ve Ada’nın polislerini katletmeye başlamıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.