1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Mayıs 2012 Salı 11:52
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 20.02.2011
Ayşe Hür
ABD dış politikasında yeni dönemeç
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - ABD dış politikasında yeni dönemeç Ayşe Hür - ABD dış politikasında yeni dönemeç Ayşe Hür - ABD dış politikasında yeni dönemeç Ayşe Hür - ABD dış politikasında yeni dönemeç Ayşe Hür - ABD dış politikasında yeni dönemeç Ayşe Hür - ABD dış politikasında yeni dönemeç Ayşe Hür - ABD dış politikasında yeni dönemeç Ayşe Hür - ABD dış politikasında yeni dönemeç
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin
ABD dış politikasında yeni dönemeç

ABD Başkanı Obama, Haziran 2009’da Mısır’ın başkenti Kahire’de İslam âlemine sesleniş konuşmasında esas olarak demokrasiye vurgu yapmış ancak sözünün arkasında durmamış ve hileli seçimlerde Mübarek yönetiminin yanında yer almıştı. Dolayısıyla halkın 20 günlük görkemli direnişi sonunda Mübarek’in iktidardan çekilmesi, ABD’nin “ofsaytta kalmasına” neden oldu. Yemen’de ve Bahreyn’deki tutumu da iktidardan yana görünüyor.

Obama’nın Ankara Büyükelçiliği için aday gösterdiği Ricciardone’nin atanması ise, “2005-2008 arasında görevli olduğu Mısır’ın demokratikleşmesi yönünde yeterince çaba göstermediği, Ankara’ya atanması halinde hükümetin etkisinin altında kalacağı” gerekçesiyle Cumhuriyetçi Senatör Brownback tarafından uzun sure bloke edilmişti. Sonunda Obama yasama yılına ara verildiğinde, kişisel yetkisini kullanarak Ricciardone’yi atadı. Bu atama Senato yeniden toplandığında Dış İlişkiler Komitesi’nin onayına sunulacak. Dolayısıyla Ricciardone’nin basın özgürlüğü konusundaki gözüpek eleştirileri Obama yönetiminin demokrasi söylemi konusundaki şüpheleri gidermeyi amaçlıyor.

ABD’nin kötü sicilini bilenler bu tür tavırlara kuşkuyla yaklaşıyorlar, ancak günümüzde özgürlükler ve insan hakları gibi konular ulus-devletlerin iç işi sayılmıyor, sayılmamalı. Hatta bu tür konularda tepki gösterme artık bir norm haline gelmeli. Nitekim bizim yöneticilerimiz de Mısır, İran veya İsrail’deki ihlallere karşı seslerini yükseltiyorlar ve bu tavırlarıyla büyük takdir topluyorlar. Bence ABD’nin de başka ulus-devletin iç işleri hakkında görüş belirtmesinde hiçbir sakınca yok. Yeter ki, görüşleri o ülkede demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin gelişmesine katkıda bulunsun. Bu vesileyle, ABD’nin son iki yüzyıldaki dış politikalarına göz atalım diyorum.  


Monroe Doktrini

ABD’nin ilk başkanı George Washington 1796 yılında kamuoyuyla paylaştığı ünlü Veda Konuşması’nda (Farewell Address) “Yabancı milletlerle olan ilişkilerimizde bizim için temel kural, onlarla ticari ilişkilerimizi mümkün olduğu kadar geliştirmek, fakat siyasi ilişkilerimizi asgaride tutmaktır. Bizim gerçek politikamız dış dünyanın neresiyle olursa olsun kalıcı ittifaklardan kaçınmak olmalıdır” demiş, Amerikalılara denizaşırı ülkelerde özgürlük için aktif olarak savaşmamalarını, bunun yerine dünyadaki baskı altındaki insanlar için bir “umut feneri” (‘beacon of hope’) olarak kalmalarını öğütlemişti. Bu tarihten sonra ABD’nin dış politikasının parametrelerini, Başkan Washington’un öğüdünü tutan Başkan James Monroe’nun adıyla anılan “Yalnızcılık” (İzolasyonizm, Tecritçilik) politikası oluşturdu. 1823’te formüle edilen “Monroe İlkeleri”ne (1852’den sonra Monroe Doktrini) göre Yeni Dünya ile Eski Dünya farklı sistemlere dayanıyordu ve iki ayrı dünya olarak kalmaları gerekiyordu. İki dünya da birbirlerinin işlerine karışmayacak, birbirlerinin hükümranlık alanlarına tecavüzde bulunmayacaklardı.

Bu politika uyarınca dikkatler kıtasal genişlemeye çevrildi. Tyler ve Polk’un başkanlıkları döneminde (1841-1849) bugün Teksas, Oregon, Colorado ve Kaliforniya diye bilinen topraklar Meksika’nın elinden bazen savaşla, bazen de parası ödenerek kopartıldı. 1861-1865 arasında yaşanan İç Savaş, kıtasal yayılmayı bir süreliğine durdurdu ve 1867’de Rusya’dan 7 milyon 200 bin dolara Alaska’nın satın alınması ve Pasifik’teki Midway Adası’nın işgali ile yetinildi.  


Kıta dışına yayılma

Kıtasal sınırlara ulaşınca, Amerikan yöneticileri gözlerini kıta dışına diktiler ancak ilk adımı onlar atmadı. Alman Kayzeri II. Wilhelm, 1889’da Monroe Doktrini’nin hilafına, gözünü Samoa Adaları’na dikince ABD ile Almanya’nın arası açıldı. Bunu 1891’de Arjantin’in Falkland (Arjantinlilerin dilinde Malvinas) Adası/Adaları yüzünden, 1895’te de Venezuela yüzünden İngilizlerle savaşın eşiğine gelinmesi izledi. 1898 yılındaki İspanyol-Amerikan Savaşı sonrasında Guam, Porto Rico ve Filipinler İspanya’dan 20 milyon dolar karşılığı satın alındı, aynı yıl Hawaii Adaları ilhak edildi. Böylece ABD bir dünya gücü haline geldi.

1900’de bu politikaların yürütücüsü olan Cumhuriyetçi McKinley’in ikinci kez seçilmesi, yayılmacı politikaların halktan destek aldığını gösteriyordu. 1898-1901 arasında yedi Avrupa ülkesinin oluşturduğu orduya bir deniz birliği ile katıldı ve Çin’deki sömürgecilik karşıtı Boxer Ayaklanması’na müdahale edildi. En nihayet 1903’te Küba’nın ABD yönetimi altına alınmasından sonra bölgeyi ziyaret eden senatör Proctor, ABD’nin tecritçilik politikasından müdahale politikasına döndüğünü müjdeledi. Bunun bedeli dünya halkları için çok ağır olacaktı.  


Medenileştirme misyonu

Özellikle Filipinlerde izlenen politika çok kanlıydı. Rivayete göre Filipinlerin zengin mineralleri ve tarımsal ürünlerinin farkında olan McKinley bir türlü müdahale kararı alamayınca geceleyin Tanrı ile uzun bir konuşma yapmıştı ve Tanrı ona “kahverengi ırktan olan Filipinlileri medenileştirme ve Hıristiyanlaştırma görevini” vermişti! Sonucu tahmin edebilirsiniz: 1901-1913 arasındaki işgal sırasında “kahverengi” halktan 200 bin kişi medenileşemeden öbür dünyayı boyladı.

1904’te Rus-Japon Savaşı’nda tarafsız tutum takınmakla birlikte Japonya’ya daha yakın duran ABD, 1905’te Almanların göz diktiği Santa Domingo’nun (bugün Dominik Cumhuriyeti) iktisadi kontrolü ele geçirdiğinde, Pasifik’teki yeni toprakları kabul ettirmek için Japonya’ya baskı yaptı. 1906’da Fas meselesine burun sokuldu. 1911’de Nikaragua’daki yönetim devrildi, bununla da yetinilmeyip ülke işgal edildi.  


Wilson’u nasıl bilirsiniz?

Oyların Cumhuriyetçi adaylar Taft ve Roosevelt tarafından bölünmesinden yararlanarak 1912 seçimlerini kazanan Demokrat Wilson ilk bakışta Monroe Doktrini’ne geri dönüleceğini düşündürdü ama durum hiç de öyle gelişmedi. Wilson’un ilk işi “Latin Amerikalılara iyi adamları seçmeyi öğrenmek için” ABD’nin arka bahçesine askerî müdahale etmek oldu.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Okurlara açıklama metni - 20.05.2012
  2. Özür - 29.04.2012
  3. Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü - 22.04.2012
  4. 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı - 15.04.2012
  5. Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti - 08.04.2012
  6. Ali Şükrü Bey ve Topal Osman - 01.04.2012
  7. ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri - 25.03.2012
  8. Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz - 18.03.2012
  9. Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi - 11.03.2012
  10. Milli Görüş Hareketi ve Erbakan - 04.03.2012
  11. Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı - 26.02.2012
  12. Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid - 19.02.2012
  13. - - 12.02.2012
  14. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  15. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  İDAŞ’a ABD’li ortak geliyor
  Katarlılar, otel için partner arıyor
  Akbank’a ‘en iyi banka’ ödülü verildi
  Avea, Facebook’ta Türkiye birincisi
  TEB’den KOBİ’lere İnternet desteği
  Pegasus’un Bakü seferleri başladı
  ÇAYKUR’dan yılda 15 milyon tasarruf
  A&T yedinci şubesini açtı
  Papandreu’ya feta eleştirisi
  ABD, pazara girişte kolaylık sağlamalı
  Alman işçilere 20 yılın zammı
  Sarrazin, son kitabında bu kez Yahudileri hedef aldı
  İran ticareti üç yılda 30 milyar dolara çıkacak
  O DA TELEFON ÜRETTİ
  TOKİ’nin alanını daraltmamız lazım, çok açıldı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 22.05.2012
Böyle bir 19 Mayıs
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.05.2012
Bayrak ve muhalefet
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 22.05.2012
Devlette ve medyada gayrımüslim algısı
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 22.05.2012
Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof
BU YAKA
Rengin Soysal - 22.05.2012
Gördüğüne inanmayıp, görmediğine inanma çağı
SOLAÇIK
Melih Altınok - 22.05.2012
Yarın darbe olsa
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 22.05.2012
Uludere soruşturması siyasi blokaj altında
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.05.2012
Elif Şafak, okurunu kredi kartına ve tüketime teşvik ediyor!
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 22.05.2012
Kahramanlıktan sıfıra, sıfırdan kahramanlığa
-
Ferhat Uludere - 22.05.2012
Tiyatroyu ve eleştirmenleri eleştirmek
BENİM TARAFIM
Barbaros Altuğ - 22.05.2012
Altın gümüş pırlanta...
-
Akın Özçer - 22.05.2012
Kaya gibi sağlam bir sorun
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 22.05.2012
Keskûsorûzer! *
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "ABD dış politikasında yeni dönemeç " başlıklı köşe yazısı
22.05.2012 11:52:08