2 Ekim 2009 tarihli
Sabah gazetesinde Sevilay Yükselir’in Nezahat Gündoğan adlı belgesel yapımcısı ile yaptığı röportajı duyduğunuzu sanıyorum. Okumayanlar
www.sabah.com.tr/ Gundem/ 2009/09/27/ dersimli kizlarin oykusu adresinden okuyabilir. Ama yine de röportajı özetlemek istiyorum çünkü bu haftaki yazım orada anlatılanlarla çok yakından ilgili.
Röportajdan öğrendiğime göre, Nezahat Gündoğan, bugün Tunceli diye bildiğimiz Dersim’de, 1937-1938 arasında yaşananları anlatan bir belgesel hazırlıyormuş. (O dönemi, bu sayfalarda birkaç kez konu edindiğimden daha fazlasını anlatmıyorum, merak edenler internetten o yazıları bulabilirler.) Kendisi de Dersimli olan Gündoğan, belgeselinde, “1938’de katledilenlerin, sürgüne gönderilenlerin yaşadıkları dışında bir de o dönem çocukların yaşadığı dramları” anlatmayı hedefliyormuş. Gündoğan, o dönem aileleri öldürülen ya da ailelerinden zorla alınan çocukların, özellikle de kız çocuklarının izini sürerken çok ilginç bilgilere ulaşmış. Kayıp sanılan pek çok çocuğun, o yıllarda özellikle yüksek rütbeli asker ailelerine evlatlık verildiğini keşfeden Gündoğan, bugün 80-85 yaşlarında olan 10 kız çocuğun izini bulmayı, bunlardan bazıları ile görüşmeyi de başarmış. Bu görüşmelerden, arşivlerden ve sözlü tarihten elde edilen bilgilerin yer alacağı belgeselin çok ilginç olacağı anlaşılıyor.
Kahraman öğretmen Nezahat Gündoğan, röportajında Sıdıka Avar adlı bir öğretmenden de söz ediyor. Sıdıka Avar adını, yaklaşık 25 yıl Anadolu’nun çeşitli kasabalarında, şehirlerinde öğretmenlik yapan annemden duyduğumda herhalde 8-10 yaşlarındaydım. Sıdıka Avar, annemin tarifiyle, Atatürk devrimlerine kendisini adamış, fedakâr, cefakâr, kahraman bir öğretmendi. Annemin rol modeliydi.
Daha sonra, tek kızı Bahu Avar’ın (Görk) kaleminden çıkmış bir önsözden öğrendiğime göre, tam adıyla Ayşe Sıdıka Avar, 1901’de İstanbul’da doğmuş, 1979’da İstanbul’da ölmüştü. Çapa Kız Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra, bir süre İzmir’deki Musevi Mektebi ve Amerikan Kız Koleji’nde Türkçe öğretmenliği yapmış, İzmir Kadınlar Hapishanesi’nde kadınlara okuma yazma, Salepçioğlu Camii’nde işçi çocuklara el sanatları öğretmişti. İzmir’deki hareketli ve modern hayatı bazı çevrelerin tepkisine sebep olmuş, hakkında misyonerlik söylentileri çıkarılmış, bu söylentileri çıkaranları dava etmek zorunda kalmıştı. 1937’de eşinden ayrılan Sıdıka Avar, Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’ne girmiş, mezun olunca kısa bir süre Bolu Kız
Enstitüsü’nde görev yaptıktan sonra 1939‘da Elazığ Kız Enstitüsü’ne öğretmen olarak atanmıştı. İşte bu tarihten itibaren, Sıdıka Avar’ın annem gibi nice Kemalist öğretmenin hayranlığını kazanan zahmetli mesaisi başlamıştı.
Atatürk’ün misyoneri Sıdıka Avar, 1939-1954 yılları arasında, o günler adı Dersim olan havalide, kâh at veya katır üstünde, kâh yayan, kâh kamyonla, köy köy dolaşarak Kürt kızlarını toplamış ve yatılı bölge okullarına götürmüştü. Buraya kadar her şey normal görünüyordu. Öyle ya, Kemalist medenileştirme projesinin bir parçası da eğitimsiz kızları eğitmek değil miydi? İşte Sıdıka Avar da bu işi canla başla yapmış, üstelik bu misyonu halk tarafından da benimsenmişti. Öyle ki, annemin deyişiyle, köylü kadınları (annem onların Kürt olduğunu ya bilmiyordu, ya da bana söylememişti), kendilerini Sıdıka Avar’ın atının üzengisine yapışır ve “kızımı da al Avar!..” diye yalvarırlardı.
Sıdıka Avar’ın, günümüzün bir başka eğitim kahramanı Türkan Saylan’ınkine benzeyen bu çarpıcı hikâyesini daha sonra nedense unutmuştum. Ta ki, on yıl önce Hikmet Feridun Es’in, “Kızımı da Götür...” başlıklı yazısı bir yerde karşıma çıkıncaya kadar da hatırlamadım. Hikmet Feridun Es, 1957’de
Hayat dergisinde çıkan yazısında Sıdıka Avar’ın bizzat Atatürk tarafından Doğu’ya ‘bir Türk misyoneri’ olarak gönderildiğini ileri sürüyordu.
Dağ Çiçeklerim Konunun izini sürünce, Sıdıka Avar’ın ‘Dağ Çiçeklerim’ adı altında topladığı anı kitabına (Öğretmen Dünyası Yayınları, 1999) rastladım. Emekli olduktan sonra Teknik Öğretmen Müsteşarı Rüştü Uzel’in isteği üzerine anılarını yazan Sıdıka Avar, 1188 sayfalık dev eserini ve yüzlerce fotoğrafı Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim etmiş, ancak bakanlık, anıları muhtemelen ‘kabahatlerinin’ ortaya çıkmaması için basmamış, böylece yıllarca dağlarda perişan ettiği Sıdıka Avar’ı ve devletin malum politikalarını unutulmaya terk etmişti.
Yıllar sonra düzeltilen, bazı bölümleri çıkartılarak basılan anılarda Sıdıka Avar, bölgenin ve bölgedeki yaşamın ayrıntılı, gerçekçi bir tasvirini yapıyordu. Kitapta bizzat Atatürk tarafından görevlendirdiğine dair bir bilgi yoktu ama kendisinin Atatürk-İnönü çizgisine sadık bir ‘misyoner’ olduğu açıkça görülüyordu. Bu misyonerlik 1950’lere kadar sürmüş, Demokrat Parti iktidarı ile Sıdıka Avar’ın yıldızı barışmamıştı. Üst kademelerde kendisini koruyanlar olmasına rağmen 1954’te öğretmenlikten ayrılmak zorunda kalmış, görevine ancak 1959’da dönebilmiş, 1967’de emekli olmuştu.
Kitabı bitirdiğimde, yine çok etkilenmiştim, ancak 10 yaşımda yaşadığım türden bir etkilenme değildi bu. Artık Sıdıka Avar’ın çabalarının aslında ne anlama geldiğini fark edebiliyordum. Nezahat Gündoğan’ın röportajında bir kez daha karşıma çıkınca, yeniden düşündüm Sıdıka Avar’ı, daha doğrusu Sıdıka Avarları.
Şükrü Kaya’nın mektubu Şimdi başa dönelim ve arşivden bir belge okuyalım. Yanda fotokopisini gördüğünüz yazı, 4 Haziran 1937’de, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından Kültür Bakanlığı’na yazılmış. Konusu ‘Dersim Kız ve Erkek Çocuklarının Yatı Mekteplerinde Yetiştirilmeleri’. İfade ve imla bozukluklarını koruyarak aktarıyorum:
“Kültür Bakanlığına,
Bu Günlerde Dersimde yapılmağa başlayan İslâhat meyanında Türk keşafeti (yoğunluğu) olan ve Dersimden oldukça uzak yerlerde kız ve Erkek yatı Mekteplerinin de açılması ve bu mekteplerde Dersimden getirilecek olan beş yaşını doldurmuş kız ve Erkekler okutturulup böyütülmesi ve muvezi surette yetiştirilecek olan bunlar yekdiğerile Evlendirilerek Baba ve Analarından mevrus (miras kalan) emval (malları) ve arazileri içinde birer Türk Yuvası kurmaları temin ve bu suretle Türk Kültürünün Dersimde esaslı bir surette yerleştirilmiş olacağı düşünülmektedir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.