1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Mayıs 2012 Salı 11:57
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 04.10.2009
Ayşe Hür
Avar, ne olur kızımı götürme!..
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - Avar, ne olur kızımı götürme!.. Ayşe Hür - Avar, ne olur kızımı götürme!.. Ayşe Hür - Avar, ne olur kızımı götürme!.. Ayşe Hür - Avar, ne olur kızımı götürme!.. Ayşe Hür - Avar, ne olur kızımı götürme!.. Ayşe Hür - Avar, ne olur kızımı götürme!.. Ayşe Hür - Avar, ne olur kızımı götürme!.. Ayşe Hür - Avar, ne olur kızımı götürme!..
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin
2 Ekim 2009 tarihli Sabah gazetesinde Sevilay Yükselir’in Nezahat Gündoğan adlı belgesel yapımcısı ile yaptığı röportajı duyduğunuzu sanıyorum. Okumayanlar www.sabah.com.tr/ Gundem/ 2009/09/27/ dersimli kizlarin oykusu adresinden okuyabilir. Ama yine de röportajı özetlemek istiyorum çünkü bu haftaki yazım orada anlatılanlarla çok yakından ilgili.

Röportajdan öğrendiğime göre, Nezahat Gündoğan, bugün Tunceli diye bildiğimiz Dersim’de, 1937-1938 arasında yaşananları anlatan bir belgesel hazırlıyormuş. (O dönemi, bu sayfalarda birkaç kez konu edindiğimden daha fazlasını anlatmıyorum, merak edenler internetten o yazıları bulabilirler.) Kendisi de Dersimli olan Gündoğan, belgeselinde, “1938’de katledilenlerin, sürgüne gönderilenlerin yaşadıkları dışında bir de o dönem çocukların yaşadığı dramları” anlatmayı hedefliyormuş. Gündoğan, o dönem aileleri öldürülen ya da ailelerinden zorla alınan çocukların, özellikle de kız çocuklarının izini sürerken çok ilginç bilgilere ulaşmış. Kayıp sanılan pek çok çocuğun, o yıllarda özellikle yüksek rütbeli asker ailelerine evlatlık verildiğini keşfeden Gündoğan, bugün 80-85 yaşlarında olan 10 kız çocuğun izini bulmayı, bunlardan bazıları ile görüşmeyi de başarmış. Bu görüşmelerden, arşivlerden ve sözlü tarihten elde edilen bilgilerin yer alacağı belgeselin çok ilginç olacağı anlaşılıyor.  


Kahraman öğretmen


Nezahat Gündoğan, röportajında Sıdıka Avar adlı bir öğretmenden de söz ediyor. Sıdıka Avar adını, yaklaşık 25 yıl Anadolu’nun çeşitli kasabalarında, şehirlerinde öğretmenlik yapan annemden duyduğumda herhalde 8-10 yaşlarındaydım. Sıdıka Avar, annemin tarifiyle, Atatürk devrimlerine kendisini adamış, fedakâr, cefakâr, kahraman bir öğretmendi. Annemin rol modeliydi.

Daha sonra, tek kızı Bahu Avar’ın (Görk) kaleminden çıkmış bir önsözden öğrendiğime göre, tam adıyla Ayşe Sıdıka Avar, 1901’de İstanbul’da doğmuş, 1979’da İstanbul’da ölmüştü. Çapa Kız Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra, bir süre İzmir’deki Musevi Mektebi ve Amerikan Kız Koleji’nde Türkçe öğretmenliği yapmış, İzmir Kadınlar Hapishanesi’nde kadınlara okuma yazma, Salepçioğlu Camii’nde işçi çocuklara el sanatları öğretmişti. İzmir’deki hareketli ve modern hayatı bazı çevrelerin tepkisine sebep olmuş, hakkında misyonerlik söylentileri çıkarılmış, bu söylentileri çıkaranları dava etmek zorunda kalmıştı. 1937’de eşinden ayrılan Sıdıka Avar, Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’ne girmiş, mezun olunca kısa bir süre Bolu Kız Enstitüsü’nde görev yaptıktan sonra 1939‘da Elazığ Kız Enstitüsü’ne öğretmen olarak atanmıştı. İşte bu tarihten itibaren, Sıdıka Avar’ın annem gibi nice Kemalist öğretmenin hayranlığını kazanan zahmetli mesaisi başlamıştı.  


Atatürk’ün misyoneri


Sıdıka Avar, 1939-1954 yılları arasında, o günler adı Dersim olan havalide, kâh at veya katır üstünde, kâh yayan, kâh kamyonla, köy köy dolaşarak Kürt kızlarını toplamış ve yatılı bölge okullarına götürmüştü. Buraya kadar her şey normal görünüyordu. Öyle ya, Kemalist medenileştirme projesinin bir parçası da eğitimsiz kızları eğitmek değil miydi? İşte Sıdıka Avar da bu işi canla başla yapmış, üstelik bu misyonu halk tarafından da benimsenmişti. Öyle ki, annemin deyişiyle, köylü kadınları (annem onların Kürt olduğunu ya bilmiyordu, ya da bana söylememişti), kendilerini Sıdıka Avar’ın atının üzengisine yapışır ve “kızımı da al Avar!..” diye yalvarırlardı.

Sıdıka Avar’ın, günümüzün bir başka eğitim kahramanı Türkan Saylan’ınkine benzeyen bu çarpıcı hikâyesini daha sonra nedense unutmuştum. Ta ki, on yıl önce Hikmet Feridun Es’in, “Kızımı da Götür...” başlıklı yazısı bir yerde karşıma çıkıncaya kadar da hatırlamadım. Hikmet Feridun Es, 1957’de Hayat dergisinde çıkan yazısında Sıdıka Avar’ın bizzat Atatürk tarafından Doğu’ya ‘bir Türk misyoneri’ olarak gönderildiğini ileri sürüyordu.  


Dağ Çiçeklerim


Konunun izini sürünce, Sıdıka Avar’ın ‘Dağ Çiçeklerim’ adı altında topladığı anı kitabına (Öğretmen Dünyası Yayınları, 1999) rastladım. Emekli olduktan sonra Teknik Öğretmen Müsteşarı Rüştü Uzel’in isteği üzerine anılarını yazan Sıdıka Avar, 1188 sayfalık dev eserini ve yüzlerce fotoğrafı Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim etmiş, ancak bakanlık, anıları muhtemelen ‘kabahatlerinin’ ortaya çıkmaması için basmamış, böylece yıllarca dağlarda perişan ettiği Sıdıka Avar’ı ve devletin malum politikalarını unutulmaya terk etmişti.

Yıllar sonra düzeltilen, bazı bölümleri çıkartılarak basılan anılarda Sıdıka Avar, bölgenin ve bölgedeki yaşamın ayrıntılı, gerçekçi bir tasvirini yapıyordu. Kitapta bizzat Atatürk tarafından görevlendirdiğine dair bir bilgi yoktu ama kendisinin Atatürk-İnönü çizgisine sadık bir ‘misyoner’ olduğu açıkça görülüyordu. Bu misyonerlik 1950’lere kadar sürmüş, Demokrat Parti iktidarı ile Sıdıka Avar’ın yıldızı barışmamıştı. Üst kademelerde kendisini koruyanlar olmasına rağmen 1954’te öğretmenlikten ayrılmak zorunda kalmış, görevine ancak 1959’da dönebilmiş, 1967’de emekli olmuştu.

Kitabı bitirdiğimde, yine çok etkilenmiştim, ancak 10 yaşımda yaşadığım türden bir etkilenme değildi bu. Artık Sıdıka Avar’ın çabalarının aslında ne anlama geldiğini fark edebiliyordum. Nezahat Gündoğan’ın röportajında bir kez daha karşıma çıkınca, yeniden düşündüm Sıdıka Avar’ı, daha doğrusu Sıdıka Avarları.  


Şükrü Kaya’nın mektubu


Şimdi başa dönelim ve arşivden bir belge okuyalım. Yanda fotokopisini gördüğünüz yazı, 4 Haziran 1937’de, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından Kültür Bakanlığı’na yazılmış. Konusu ‘Dersim Kız ve Erkek Çocuklarının Yatı Mekteplerinde Yetiştirilmeleri’. İfade ve imla bozukluklarını koruyarak aktarıyorum:

“Kültür Bakanlığına,

Bu Günlerde Dersimde yapılmağa başlayan İslâhat meyanında Türk keşafeti (yoğunluğu) olan ve Dersimden oldukça uzak yerlerde kız ve Erkek yatı Mekteplerinin de açılması ve bu mekteplerde Dersimden getirilecek olan beş yaşını doldurmuş kız ve Erkekler okutturulup böyütülmesi ve muvezi surette yetiştirilecek olan bunlar yekdiğerile Evlendirilerek Baba ve Analarından mevrus (miras kalan) emval (malları) ve arazileri içinde birer Türk Yuvası kurmaları temin ve bu suretle Türk Kültürünün Dersimde esaslı bir surette yerleştirilmiş olacağı düşünülmektedir.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Okurlara açıklama metni - 20.05.2012
  2. Özür - 29.04.2012
  3. Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü - 22.04.2012
  4. 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı - 15.04.2012
  5. Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti - 08.04.2012
  6. Ali Şükrü Bey ve Topal Osman - 01.04.2012
  7. ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri - 25.03.2012
  8. Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz - 18.03.2012
  9. Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi - 11.03.2012
  10. Milli Görüş Hareketi ve Erbakan - 04.03.2012
  11. Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı - 26.02.2012
  12. Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid - 19.02.2012
  13. - - 12.02.2012
  14. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  15. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  İDAŞ’a ABD’li ortak geliyor
  Katarlılar, otel için partner arıyor
  Akbank’a ‘en iyi banka’ ödülü verildi
  Avea, Facebook’ta Türkiye birincisi
  TEB’den KOBİ’lere İnternet desteği
  Pegasus’un Bakü seferleri başladı
  ÇAYKUR’dan yılda 15 milyon tasarruf
  A&T yedinci şubesini açtı
  Papandreu’ya feta eleştirisi
  ABD, pazara girişte kolaylık sağlamalı
  Alman işçilere 20 yılın zammı
  Sarrazin, son kitabında bu kez Yahudileri hedef aldı
  İran ticareti üç yılda 30 milyar dolara çıkacak
  O DA TELEFON ÜRETTİ
  TOKİ’nin alanını daraltmamız lazım, çok açıldı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 22.05.2012
Böyle bir 19 Mayıs
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.05.2012
Bayrak ve muhalefet
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 22.05.2012
Devlette ve medyada gayrımüslim algısı
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 22.05.2012
Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof
BU YAKA
Rengin Soysal - 22.05.2012
Gördüğüne inanmayıp, görmediğine inanma çağı
SOLAÇIK
Melih Altınok - 22.05.2012
Yarın darbe olsa
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 22.05.2012
Uludere soruşturması siyasi blokaj altında
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.05.2012
Elif Şafak, okurunu kredi kartına ve tüketime teşvik ediyor!
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 22.05.2012
Kahramanlıktan sıfıra, sıfırdan kahramanlığa
-
Ferhat Uludere - 22.05.2012
Tiyatroyu ve eleştirmenleri eleştirmek
BENİM TARAFIM
Barbaros Altuğ - 22.05.2012
Altın gümüş pırlanta...
-
Akın Özçer - 22.05.2012
Kaya gibi sağlam bir sorun
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 22.05.2012
Keskûsorûzer! *
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "Avar, ne olur kızımı götürme!.." başlıklı köşe yazısı
22.05.2012 11:57:18