‘Selam verdim rüşvet değil diye almadı’, ‘devletin malı deniz yemeyen domuz’, ‘domuzdan bir kıl koparmak kardır’, ‘ye kürküm ye’, ‘su akarken küpünü dolduracaksın’, ‘bal tutan parmağını yalar’, ‘benim memurum işini bilir’ gibi özdeyişlerle büyümüş kuşaklarız. Sadece 1980 sonrasında olanları hatırlayalım: Yüce Divan’da ve mahkemede rüşvet ve görevi kötüye kullanmaktan mahkum olan bakanlar, ‘Lockheed Skandalı’, ‘Karayolları Yolsuzluğu’, ‘İLKSAN Yolsuzluğu’, Türkbank, İstanbul Bankası ve Hisarbank yolsuzlukları ve sayısız ‘hayali ihracat’...İş adamı Selim Edes'in, Turgut Özal'ın prenslerinden Emlak Bankası Genel Müdürü Engin Civan'a bankayla ilgili bir arazi alışverişi dolayısıyla verdiği 3.5 milyon Dolar rüşveti geri istediğinde Engin Civan’ın kendisine “makbuzun falan var mı, muhasebeciyi çağıralım” demesi üzerine tarihe geçen “rüşvetin belgesi mi olur p.....k!” cevabı ile sembolize olan süreç 2001’de kokuşmuş sistem tarafından tam 65 milyar dolarımızı hortumlandığının ortaya çıkmasıyla sonlanmıştı.
AKP’NİN DOSYASI . 2002’den beri güya rüşvet ve yolsuzlukla mücadele konusunda iddialı olan bir parti tarafından yönetiliyoruz. Ama, Cumhurbaşkanı Gül’ün dokunulmazlık sayesinde yargılanamadığı ama Necmettin Erbakan’ın mahkûm olduğu ‘Kayıp Trilyon Davası’, Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Mehmet Zeki Atlı’nın ve Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak’ın tapu sicil müdürlüklerindeki rüşvet iddiaları üzerine ‘vatandaşın ev alırken mutlu olup da memura verdiği 15-20 milyon liranın rüşvet değil bahşiş olduğunu’ söylemeleri, ‘Ofer’, ‘Ali Dibo’, ‘Çalık’ muammaları, belediyelerdeki imar yolsuzlukları, AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin 1 milyon dolarlık ‘iş takibi’, Almanya’daki Deniz Feneri yolsuzluğuna AKP’nin tepkisi hayal kırıklığı yaratıyor. Yolsuzlukla demokrasi ters orantılıdır diyenler haklı görünüyor. Televizyonda AKP’li Dengir Mir Mehmet Fırat ile CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nun pek ‘medeni’ tartışmasını izlerken, arka plandaki sayısız ‘medeniyetsizlikleri’ düşünürken buldum kendimi ve aşağıdaki yazıyı yazdım. (Sayfayı bağladıktan sonra, gazetelerde Ankara’nın Çankaya İlçesi’nin CHP’li Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz’a ait olduğu iddia edilen bir telefon dinlemesinin utanç verici dökümleri boy gösterdi. Bakalım arkası nasıl gelecek?)
KADİM SUÇLARDAN . Halen İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan bir Sümer tableti rüşvetin ilk belgesi sayılabilir. Sümerolog Veysel Donbaz’ın çözdüğü “Sümer okul günleri” adlı tablette okulun başarısız bir öğrencisinin ailesinin öğretmeni evlerine davet edip yedirip içirmesi v türlü hediyeler vermesi anlatılıyor. Tabletin devamında, bu ağırlamanın sonucunu okuyoruz: Başarısız çocuk birden sınıfın en başarılı öğrencisi olmakla kalmıyor, ardından sınıf başkanı bile seçiliyor.
2.300 yıl öncesine ait bir Çin metninde, yolsuzluğun 40 yolu sayılmış. Belgeye göre, rüşveti önlemek için memurlara verilen ‘yang-lien’ adlı ek ödeme yapılıyormuş, ama sonucun ne olduğu yazılı değil belgede.
“Nasıl dilin ucundaki balı veya zehri tatmamak mümkün değilse, devlete hizmet edenlerin de kralın hâsılatının en azından küçük bir parçasını yiyip bitirmemesi mümkün değildir. Nasıl sudaki bir balığın su içip içmediğini tespit edemezsek, devlete hizmet edenlerin de kendileri için para alıp almadıklarını tespit edemeyiz.” Bu satırlar da Hint hukukunun temel kaynaklarından sayılan MÖ 400’lü yıllarda yazılmış Arthasastra’dan alınma.
Eski Yunan’da yaşamış ünlü filozof Platon “devlet memurları hiçbir hediye almadan hizmet etmelidirler. Buna uymayanlar yargı kararlarıyla cezalandırıldığında cenaze merasimi yapılmadan gömülmelidirler” derken, herhalde yolsuzluğun ne boyutlara ulaşabileceğini tahmin etmemiş.
‘İHTİYAÇ İPİ’ . Rüşvet kelimesinin kökeni, Arapça kuş yavrusunun, kendisini beslemeye gelen annesine boynunu uzatması anlamına gelen reşâ fiili. Aynı kökten gelen rişâ ise, kuyudan su çıkarmaya yarayan kovanın ipi demek. Rüşvet vermenin kuyuya kova sarkıtmaya benzetilmesine bakılırsa, rüşvet ‘ihtiyaç ipi’ anlamına geliyor.
İslam hukukunun ilk ve temel kaynağı olan Kur’an’da rüşvet konusunda kesin hükümler yoktur. Sadece, Bakara Suresi’nin 188. ayetinde “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarının bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere vermeyin” der. Bu ifade bazı çevirilere ‘Hâkimlere rüşvet vermeyin’ şeklinde geçmiştir ki bu yanıltıcıdır. Eksikliği fark eden fıkıh uzmanları çareyi Hazreti Muhammed’in rüşvet ile ilgili hadislerine dikkat çekmekte bulurlar ki, bunların en ünlüsü “rüşvet verene de, alana da, ikisi arasında vasıta olanlara da Allah lanet eylesin” ve “rüşvetten gelişen her cesede en layık şey ateştir” hadisleridir. Ancak ne söz konusu ayette, ne de hadislerde rüşvetin cezası belirtilmemiştir.
Bazı fıkıh uzmanları, rüşvet failine malî ceza verilebileceğini savunurlar. Bazılarına göre görevden uzaklaştırma cezası verilmelidir. Bazıları uzaklaştırılmayı gerektiren bir suç işleyen memura, ayrıca kırk sopa vurulmasını, bazıları kırbaç veya sürgün cezası verilebileceğini ileri sürerler. Ama ortada kesin bir ceza olmadığı için, rüşvet devam eder gider.
HEDİYE MÜBAHTIR . Rüşvetin can yoldaşı ‘hediye’ ise, Arapça’da toplamak, bir araya getirmek, birbirine katmak, biriktirmek anlamlarına gelir. İslam dinine göre hediye almak ve vermek teşvik edilen ve hoş karşılanan bir şeydir. Peygamberin “Hediyeleşin ki birbirinizi daha çok sevin” “Hediyeleşin çünkü hediye göğüsteki kini giderir” gibi hadisleri buna dayanak gösterilir.
Peygamberin bu hadislerine rağmen Hazreti Ömer, halifeliği esnasında hediye kabul etmemiş, kabul etmek zorunda kaldığında ise onu devlet hazinesine vermiştir. Kendisine bu konuda sorulan soruyu ise “ O (verilen şey), Allah Resulü için hediyedir, bizim için ise rüşvettir. Çünkü insanlar, Allah Resulünün nübüvvet makamına hürmeten hediye verirlerdi; bize ise ancak işgal ettiğimiz makamdan dolayı hediye vermektedirler” diye cevaplamıştır. Bugün Maliki ve Şafii hukukçulara göre, devlet yöneticileri eğer hediye alırsa emrinde çalışanlar da ona uyarak hediye almaya başlarlar ki, bu rüşvet kapısının aralanması anlamına gelir. Bu yoruma rağmen, Hanefi hukukçuların çoğu, hediyenin değerinde veya miktarındaki bu artışın, kişinin malındaki veya kazancındaki artışla paralellik göstermesi halinde verilen hediyeyi hukuka uygun görürler ve Hazreti Ömer’in kemiklerini sızlatırlar!
ÇANDARLI’YLA BİSMİLLAH . Gelelim İslam hukukunun nasıl uygulandığına. Neşrî Tarihi’nde, Osmanlı Devleti’nin ikinci sultanı Orhan Bey zamanında (1326-1360) askeri teşkilatın ilk adımı sayılan ‘yaya’ (piyade) sınıfı kurulurken “Padişah hizmetinde olalum deyü çok kişiler kadıya rüşvetler virüb yalvardılar. Beni yaz didiler...” denir. Sözü edilen kadı, Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil Paşa’dır.
Lütfi Paşa, Asafname adlı eserinde Yıldırım (I) Bayezid (1389-1402) döneminde rüşvetin adalet teşkilatına kadar girdiğini anlatır. Özellikle kadılar rüşvet almakta işi öyle ileri götürmüşlerdir ki, devlet katında tedbirler almak lazım gelmiştir.
Kanuni Sultan (I) Süleyman devrinin (1512-1566) son yıllarında rüşvet artık devletin bütün mekanizmalarına hâkim olmuştur. Tarihçi Abdurrahman Şeref Efendi, Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın bir sefer dönüşü Kanuni’ye ‘omuzlarına değerli kumaşlar yüklenmiş 2 bin esir, omuzlarına birer kese akçe asılmış 200 esir, ellerindeki gümüş tepsilerde altın keseleri taşıyan 100 esir, ellerindeki altın tepsiler içinde inci ve mercan tespihler, gerdanlıklar, altın kadehler ve sair nefis eşya bulunan 200 esir’ hediye ettiğini anlatır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.