
İki gün önce, ‘Ergenekon zanlısı’ olarak cezaevine konulan Ahmet Şık’ın, Fethullah Gülen hareketinin Emniyet teşkilatı içinde örgütlenmesinden bahsettiği iddia edilen İmam’ın Ordusu başlıklı basılmamış kitabının metnini ellerinde bulunduran İthaki Yayınevi ile bilgisayarında bulunduran Radikal yazarı Ertuğrul Mavioğlu’na yönelik savcılık baskınları pek çok kişi gibi benim de aklıma Ray Bradbury’nin ilk kez 1951’de basılan Fahrenheit 451 adlı eserini getirdi.
Okuyan adam tehlikelidir
Kitap adını, kâğıdın Fahrenheit 451 derecede tutuşmasından alır. Fahrenheit, bizim kullandığımız Celcius gibi bir sıcaklık ölçüm birimidir. Ünlü Fransız sinemacı François Truffaut tarafından bazı değişikliklerle filme çekilen kitapta, insanların sadece televizyonda beyin yıkayıcı şovlar izlediği ve kitap bulunduranların izlenip yok edildiği, kitapların itfaiyeciler tarafından yakıldığı bir dünya anlatılır. Baş itfaiyeci Yüzbaşı Beatty, yardımcısı Guy Montag’a şöyle der: “...bitişik evdeki kitap, dolu bir silahtır. Yakın gitsin. Silah ateş etmesin. Adamın kafasını koparın. İyi okumuş bir adamın hedefi olmayacağını kim bilebilir ki? Ben mi? Ben böylelerini hazmedemem, bir dakika bile... Sonunda tüm dünyada evlerin hepsi yanmaz duruma getirilince, eski amaçla itfaiyecilere gerek kalmadı. O zaman onlara yeni bir görev verildi; barışın koruyucuları olarak, resmî sansürcüler, yargıçlar, infazcılar oldular. İşte sen ve ben bunlardan biriyiz...”
Kazım Karabekir’in kitabı
Pek çok gazetede Ahmet Şık’ın İmam’ın Ordusu‘nun Türkiye’de matbaada imha edilen ilk kitap olduğunu belirten haberler, köşe yazıları çıktı. Ancak bu iddia doğru değil. Daha önce de değindiğim gibi Türkiye’de daha matbaa aşamasında imha edilmiş ilk kitap Kazım Karabekir’in İstiklal Harbimizin Esasları kitabı.
Bilindiği gibi Mustafa Kemal ve Karabekir Paşa, Milli Mücadele’yi başarıya ulaştıran iki eski dost, iki kahraman asker, iki ihtilalcıdır. Ancak daha işin başından itibaren çok konuda farklı düşünen ikilinin yolları, 1923’te Cumhuriyet’in İlanı ve 1924’te Halifeliğin İlgası’ndan sonra kesin olarak ayrılmıştı. 1924/1925’teki başarısız Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCF) deneyimi ve 1926’daki İzmir Suikastı Davası’ndan sonra evinde bir nevi hapis hayatı yaşamak zorunda bırakılan Kazım Karabekir, 1933 yılında, Mahmut Soydan’ın çıkardığı Milliyet gazetesindeki “Ankaralı’nın Defteri” isimli sütununda “Millici” imzasıyla kendisini eleştiren yazılara “hakikatleri ortaya koymak için” yedi cevap göndermişti. O günlerde yapılan tahminlere göre, “Millici” ya Mustafa Kemal, ya da onun yakın dostları Falih Rıfkı (Atay) veya Mahzar Müfit’ti (Kansu) idi. Mektuplarından sonuncusu “devletin beynelmilel menfaatlerine aykırı olduğu” gerekçesiyle gazetede yayımlanmayınca Karabekir Paşa, Milli Mücadele dönemini kendi bakış açısından ele alan İstiklal Harbimizin Esasları kitabını yazmaya başlamıştı.
İnönü’nün ihbarı
Bundan sonrasını İstiklal Mahkemeleri’nin ünlü üyesi Kılıç Ali’nin hatıralarından izleyelim: İsmet İnönü bir gün Mustafa Kemal’e “Kazım Karabekir Paşa, nutkunuza cevap olarak bir kitap yazmış. Bugünlerde birkaç muhalif gazetede reklamı yapılarak yayımlanacakmış. Bu teşebbüsü önemli gördüğüm için kendisiyle görüşmeye ve gerçeği öğrenmeye çalıştım; fakat bir sonuç alamadım.” Kılıç Ali’ye göre İnönü’nün asıl endişesi kitapta kendisi hakkında da bazı ‘hakikatlerin’ olmasıydı. Mustafa Kemal bu bilgi üzerine, “Kılıç, sen madem bu akşam İstanbul’a gidiyorsun, orada bunu da öğrenmeye çalış. Gerçekten böyle bir şey var mı? Herkes böyle bir kitap yazabilir. Ancak İsmet Paşa’nın dediği gibi gösteri şeklinde niçin yapılsın? Bunları bir anla” demişti.
Kitaplar kireç ocağına
Kılıç Ali’nin aklına gelen yöntem ise matbaa sahibine bir miktar para verip, kitabın nüshalarını basılmadan elde etmekti. Kılıç Ali’ye göre 1.800 ya da iki bin lira karşılığında kitabın 3000 kadar nüshası Cağaloğlu’ndaki Sinan Matbaası’ndan alındı ve başka kaynaklardan öğrendiğimize göre Topkapı yakınlarında kireç ocaklarında yakıldı. Ancak İsmet İnönü bunu yeterli görmemiş, Kılıç Ali’ye, Kazım Karabekir’in elinde tüm nüshaların ve belgelerin kalması halinde tehlikenin yok olmadığını söylemişti. Bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın emri ile Kazım Karabekir’in Erenköy’deki köşkü ile Paşa’nın yakın arkadaşı Cafer Tayyar (Eğilmez) Paşa’nın ve başka birkaç kişinin daha evi basıldı. Ele geçirilen belgeler çuvallarla Ankara‘ya getirildi. Genelkurmay’da bir heyet ve Mustafa Kemal bu belgeleri inceledi. Kılıç Ali’nin iddiasına göre Mustafa Kemal belgelerin Kazım Karabekir’de kalmasında mahzur görmedi. Sadece “askeriye ile ilgili olanların Genelkurmay’a verilmesini” istedi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.