1-2 Kasım 1922 gecesi saat 03.00’te, gök gürültüsünü andıran alkışlar arasında kabul edilen Saltanat’ın kaldırılmasını sağlayan iki maddeli kanunun 1. maddesinde, Misak-ı Milli sınırları içinde TBMM hükümetinden başka hükümet tanınmayacağı kesin bir dille belirtilirken, 2. maddesinde “Türkiye Devleti, Hilafet makamının dayanağıdır” denmişti. Çünkü henüz dini hassasiyetleri kullanmaya ihtiyaç vardı. Nitekim geçtiğimiz günlerde CHP Mersin Kadın Kolları üyesi bir grup modern hanımın çarşaf yırtarak kutladığı Hilafetin İlgası ancak 16 ay sonra gerçekleşti. Gelin bu 16 ayın hikâyesine birlikte bakalım.
Eskisi gitti, yenisini seçelim
Bundan sonra olaylar hızla gelişecektir. Basında kararın lehine haberler boy gösterince 4 kasımda Tevfik Paşa hükümeti istifa etti. Avrupa ülkelerinde genellikle olumlu karşılanan haber, İslam dünyasında farklı tepkilere yol açtı. Başından beri Milli Mücadele’yi destekleyen Asyalı Müslümanlar Saltanat’ın kaldırılmasını ilk ağızda, Hilafetin özüne dönmesi olarak nitelediler. Örneğin Hindistan’ın ileri gelen Müslüman liderlerinden Emir Ali’nin Londra’da The Times gazetesinde yayınlanan telgrafında Halifelik seçiminde TBMM’nin yerinde karar vereceğine inancını belirtiyordu. Benzer tepkiler Hint Müslümanlarının İngiltere temsilcileri Muhammed Ali ve Şevket Ali tarafından Lloyd George’a iletilmişti. İsmailiye Tarikatının lideri Ağa Han ise durumun bir telgrafla Hintlilere açıklanması gerektiğini söyledi ancak karşı koyacak bir durum olmadığını ekled[i]. Bütün bunların Vahdettin’in cesaretini iyice kırdığını tahmin edebiliriz. Son bir ümitle yaveri vasıtasıyla Ankara’nın İstanbul’daki temsilcisi Refet (Bele) Paşa’ya Mustafa Kemal’le görüşmek istediğini söyleyen Vahdettin’in isteğini yazılı olarak tekrarlaması istenince bir daha girişimde bulunmadığı, Refet Paşa’nın Yıldız Sarayı çevresinde güvenlik çemberini iyice sıklaştırması üzerine de iyice korktuğu sanılır. Birkaç gün sonra İstanbul’daki İşgal Kuvvetleri Komutanı General Charles Harrington’a “İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere Devlet fahimesine iltica ve bir an evvel İstanbul’dan mahalli ahare naklimi talep ederim efendim” şeklinde bir mektup yazan Vahdettin (mektubu Halife-i Müslümin diye imzalamıştı) maiyetindeki dokuz kişi birlikte 17 kasım sabahı saat 6.00’da iki İngiliz Kızılhaç Ambulansı ile önce Tophane rıhtımına, oradan da İngilizlerin HMS Malaya gemisine götürüldü. (İlk durak Malta’ydı ama İngiltere Harp, Deniz ve Sömürge Bakanlığı masraflarını ödememeye başlayınca, eski Mekke Şerifi, yeni Hicaz Kralı Hüseyin’in daveti üzerine Cidde’ye gidecek, bölge halkının ilgisizliğine ve ağır iklim koşullarına dayanamayınca da önce Kıbrıs’a oradan da hayatının sonuna kadar yaşayacağı San Remo’ya taşınacaktı).
Ankara’nın İstanbul’daki adamı Refet (Bele) Paşa, Vahdettin’in maiyetindeki dokuz kişi birlikte 17 Kasım 1922 sabahı saat 6.00’da iki İngiliz Kızılhaç ambulansı ile önce Tophane rıhtımına, oradan da İngilizlerin HMS Malaya gemisine bindiğini haber Refet Paşa Vahdettin’in “Sarayburnu’ndan gaybubet eylediğini” (kaybolduğunu) Ankara’ya haber verdiğinde, Ankara rahat bir nefes almış olmalı. Çünkü Meclis, Saltanat’ı ilga ederken Vahdettin’in Halifeliğini İslami usullere uygun bir fetva ile sonlandırılmış değildi. Vahdettin o günlerde henüz hainlikle suçlanıyor da değildi. Bu durumda devlette iki başlılık kaçınılmaz olduğu için Vahdettin’in ülke dışına kaçması, Ankara’nın işini büyük ölçüde kolaylaştırmıştı. Yine aynı gerekçe ile yeni bir Halife seçmek gerekiyordu.
18 kasımdaki oturumda, seçilecek Halife’ye biat edilip edilmeyeceği, Halife’nin Ankara’da mı yoksa Bursa’da mı ikamet etmesi gerektiği gibi konulardaki ateşli tartışmalar yapıldıktan sonra ertesi gün yeni Halife’nin seçimi yapıldı. Seçime katılan 162 mebustan 148’i Hükümetin adayı olan Sultan Abdülaziz’in oğlu Abdülmecit Efendi’ye oy verirken, dokuz milletvekili çekimser kalmış, diğer beş oy II. Abdülhamid’in şehzadelerinden Selim ve Abdürrahim efendilere gitmişti.
Abdülmecit Efendi, devlet görevleri yanında, ressamlığı ve sanatsal olaylara verdiği maddi, manevi destekle tanınıyordu. Saray Ressamı Fausto Zonaro ve Sanayi-i Nefise Mektebi hocası Salvatore Valeri gibi önemli isimlerden resim dersi alan Abdülmecit Efendi, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin gazete çıkarma girişimlerine, Galatasaray Sergilerine, Şişli Atölyesi’ne, Viyana Sergisi’ne ve ünlü ressam Avni Lifij’in Paris’te burslu olarak okutulması gibi konulara destek olmuş, altı dil bilen aydın bir kişiydi.
Ankara’nın şartları
TBMM’nin kararını Abdülmecit Efendi’ye tebliğ etmek üzere Müfid Efendi başkanlığında kura ile seçilmiş 15 kişilik heyet İstanbul’a gönderildi. Ankara törenin sade olmasını istiyordu ancak Abdülmecit’in bazı istekleri vardı. Mustafa Kemal bunlar arasında özellikle Abdülmecit’in Fatih kıyafetine bürünmek istemesini alaylı bir gülme ile karşılayacaktı. Refet Paşa’ya bir telgraf çekilerek, Vahdettin’in “Halife-i Müslümin” unvanıyla birlikte “Hadim’ül Haremeyn” unvanını da kullanabileceği, ancak Fatih kıyafeti ya da askerî üniformayı kesinlikle giyemeyeceği, kıyafetinin “İstanbulin” (pantolon ve ceketten oluşan sade bir kıyafet türü) olacağı kesin bir dille belirtildi. Ancak Abdülmecit biat töreni sırasında tahtının Hümayun’un Topkapı Sarayı’nın Akağalar Kapısı önüne konulmasını, Kılıç Alayı ve muayede denilen el öpme töreninin yapılmasını, ardından Eyüp Sultan’a gidilmesini istiyordu. Anlaşılan eski altın günleri canlandırmayı hayal ediyordu.
Halifelik töreni
24 kasım cuma günü önce Topkapı Sarayı’nda Kutsal Emanetler bölümüne giden Meclis Heyeti, Vahdettin’in gidişinden sonra hiçbir şeyin eksik olmadığına dair mazbatayı aldıktan sonra Bağdat Kasrı’na gitti. Burada Müfid Efendi bir konuşma yapıp kırmızı bir atlas kese içinde seçim mazbatasını yeni Halife’ye verdi. Kutsal Emanetler Dairesi’nin anahtarı Abdülmecit Efendi’ye teslim edildikten sonra hep beraber Hırka-i Şerîf’in ziyaret edilmesiyle Bîat Merasimi tamamlandı.
Ancak hutbenin İstanbul’dan önce Ankara’daki Hacı Bayram Veli Camii’nde ve Meclis’in bir temsilcisi tarafından okunması, İstanbul’da, Cuma namazı için gidilen Fâtih Camii’nde hutbeyi Halife Hazretleri’nin değil (‘Hazretleri’ unvanına TBMM karar vermişti), heyet başkanı Müfid Efendi’nin okuması ve cami avlusunda İstiklal Marşı’nın çalınması gibi iktidarın tam olarak Ankara’ya devrini gösteren sembolik olaylar vardı.
Halifeli Cumhuriyet
İlk rahatsızlık, Abdülmecit Efendi’nin biat törenini takiben, teşekkür telgrafını TBMM Başkanlığı yerine “Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine” diye çekmesi; imzasını da “Halifeyi Resullullah Hadimü’l-Haremeyni’ş-şerifeyn Abdülmecit bin Abdülaziz Han” diye yasaklanmış terimlerle atmasıyla yaşandı. Abdülmecit Efendi’nin sakallarını tam boy uzatıp, bütün nişanlarını takıp sağda solda gezmeye başlamasının ardından Abdülmecit Efendi Eyüp Camii’ndeki Cuma namazlarından birine Halifelik nişanları ile katılınca Ankara’da alarm zilleri çalmaya başladı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.