26 Kasım 1920’de Samsun limanına demir atan bir Amerikan torpidosunun komutanı, Mutasarrıf İbrahim Ethem Bey’e, İstanbul’daki ABD Yüksek Komiseri Amiral Bristol tarafından gönderildiğini, Samsun’daki Amerikan temsilcisinin yarı resmi bir sıfatla görev yapmasına izin verilip verilmeyeceğini, verilmeyecekse bunun nedenini soruyordu. Cevap “hiç bir şekilde ilişki kurulmayacağı” şeklindeydi. Ancak bir süre sonra Türk tarafı ABD’nin kapısını çalmak zorunda kaldı.
KAPİTÜLASYONLAR MESELESİ . 22 Ocak 1921’de Ankara Hükümeti’nin “Amerika’nın Türk milletinin tam bağımsızlık isteğini kabul edip etmediğini, kapitülasyonların kaldırılmasına razı olup olmadığını” soran mektubu, Samsun Mutasarrıfı aracılığıyla Amerikan torpidosunun komutanına verildi. ABD’den olumlu bir cevap gelmedi ama karşılıklı görüşmeler sonucu, Samsun’da sürekli bir torpidonun kalmasına izin verildi. Ardından ABD’nin silah ambargosu geldi. Mayıs ayında Ankara çeşitli Amerikan silah şirketlerinden 300 bin adet mavzer tüfeği ve 600 bin fişek için fiyat istedi.
AMERİKAN SİLAH AMBARGOSU . ABD Dışişleri Bakanlığı Yakındoğu Dairesi, ‘yeni Türk hükümeti’ deyiminin açık olmadığını, ancak Ankara’daki ‘milliyetçi hükümet’ kastediliyorsa, bu silahların dolaylı olarak Rus Bolşevik’lerine gideceğini düşündüğünü belirtmişti. 27 Haziran 1921 tarihli ikinci yazıda ise “Yunanlılarla Kemalistler arasındaki savaşın halen sürmesi nedeniyle, silah satışına izin verilmemiştir’’deniyordu. Peki bu silah ambargosu Türk tarafını küstürmüş müydü? Gelin cevabı birlikte arayalım.
ABD ağız yokluyor Bir Amerikan destroyeri ile İnebolu’ya çıkan ve 11 günlük yolculuktan sonra Ankara’ya varan ABD temsilcisi J. E. Gillespie, 2 Ocak 1922 günü Rauf Bey’e 24 soruyu kapsayan bir liste vermişti. Gillespie’nin listesi, “Ankara Hükümetinin Amerikan işadamlarına ve sermayesine karşı turumu nedir” sorusuyla başlıyor, ekonomik, teknik ve ticari konulardaki sorularla devam ediyordu. Ankara Hükümeti verdiği cevapta, Amerikan işadamlarına kolaylık göstereceğini, Mersin’e liman yapılması, Çukurova’nın sulanması, Bayburt ve Zonguldak elektrik merkezleri projelerinin Amerikan işadamları tarafından incelenebileceğini söyledi. İlerde demiryolları ve madenlerle ilgili konular da görüşülebilirdi. Türk Hükümeti, Türkiye’nin bağımsızlığına ve egemenliğine ters düşmemek koşuluyla Amerika ile ekonomik ve ticarî ilişkilerini geliştirmeye arzuluydu. Gillespie, 1,5 ay kadar kaldıktan sonra Ankara’dan ayrıldı ve izlenimlerini bir rapor halinde merkezine sundu.
‘Türk halkına kalbinizi açık tutun’
Mustafa Kemal, 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan İktisat Kongresi’nin 26 Şubat tarihli oturumunda Amerikan milletine hitaben bir konuşma yapmış ve ‘Türk halkına kalbinizi açık tutun’ demişti. Mustafa Kemal, 1923 Temmuzunda,
The Saturday Evening Post dergisinden Isaac F. Marcosson’a şöyle demişti: “Biz Amerikalıları Türkiye’de görmek istiyoruz; çünkü özlemlerimizi en iyi onlar anlayabilirler. Ekonomik ilişkiler alanında Türkiye ile Birleşik Devletler, her iki taraf için de en büyük yarar sağlayacak şekilde birlikte çalışabilirler. Zengin ve çeşitli ulusal kaynaklarımızın, Amerikan sermayesi için çekici olması gerekir. Biz, gelişmemizde Amerikan yardımını memnuniyetle karşılarız, çünkü bütün başka ülkelerin sermayesinden farklı olarak Amerikan parası, Avrupa milletlerinin bizimle ilişkilerine can veren siyasal entrikalardan uzaktır. Başka bir ifadeyle Amerikan sermayesi, yatırılır yatırılmaz bayrağını çekmeye kalkmaz. Amerika’ya olan inanç ve güvenimizin somut bir delilini, Chester İmtiyazı’nı vermek suretiyle gösterdik. Gerçekten bu, Amerikan halkına bir teveccühtür.”
Chester İmtiyazı nedir? Mustafa Kemal’in sözünü ettiği ‘Chester İmtiyazı’nın ya da resmî adıyla Şarkî Anadolu Demiryolları Anlaşması’nın tarihçesi 1900’de İstanbul’a gelen bir savaş gemisinin kaptanı olan Albay Colby M. Chester’in Osmanlı Devleti nezdinde yaptığı temaslara kadar gidiyordu. Albay Chester, 1908’den itibaren gözünü Musul-Kerkük bölgesindeki demiryolları ve maden ayrıcalıklarına dikmiş, hatta Osmanlı Meclisi’ne 10 Mart 1909’da bir proje sunmuş, Osmanlı Devleti dağılınca rotayı Ankara’ya çevirmişti.
‘Küçük Amerika’ hayali 8-9 Nisan 1923’te TBMM’de onaylanan iki imtiyaz anlaşmasına göre o sırada amiral olan Chester’in Delaware eyaletinde, iş adamları, bankerler ve gazetecilerle kurduğu Ottoman-American Development Company adlı şirkete, 99 yıl süreyle, Türkiye’nin doğusu ile Musul-Kerkük bölgesini birbirine bağlayan 4.400 kilometrelik bir demiryolu ile iki liman yapımı karşılığında, limanların ve demiryolu hatlarının yanlarında 40 kilometrelik şerit içinde kalan alanda, petrol dahil her türlü maden arama, kanal, yol, telgraf ve telefon hatları, bayındırlık işleri, bankalar, oteller, gözlemevleri inşa etme imtiyazı tanınıyordu. İmtiyaz anlaşması öyle geniş tutulmuştu ki, yeni başkent Ankara’nın “Washington örneğine göre kurulmasını” bile içeriyordu. Ayrıca şirkete çeşitli vergi ve arazi alım kolaylıkları sağlanacaktı.
Hükümet 400 milyon dolar civarında bir Amerikan sermayesinin Türkiye’ye geleceğini ve ülkenin kısa sürede çağ atlayacağını sanmıştı. Ancak bu büyük coşku kısa sürdü. Lozan’da, Musul’un çözüme bağlanmaması, Standard Oil Şirketi’nin Irak petrollerinin denetimini ele geçinmesi üzerine, ABD resmi çevreleri de, işadamları da heveslerini kaybedince anlaşmalar hayata geçmedi ve Türkiye’nin ‘Küçük Amerika’ olması ileri bir tarihe ertelendi.
New York’ta bir Türk ve bir Kürt 1919-1923 yıllarında Colombia Üniversitesi’nde sosyoloji eğitimi gören Sabiha Sertel anılarında, 25 Mart-29 Temmuz 1923 tarihleri arasında Milli Mücadele’de öksüz ve yetim kalan çocuklar için yardım toplamak üzere ABD’ye gelen Himâye-i Etfal Cemiyeti Kâtibi Doktor Fuat Mehmet (Umay) Bey’den söz eder. Müslüman, gayrimüslim Türkiyeli göçmenlerin yaşadığı şehirleri ziyaret ederek konuşmalar yapan ve yardım toplayan Fuat Bey’in New York toplantısını Sabiha Hanım’dan dinleyelim: “Masanın üstü yığın yığın dolarla dolmuştu. Kalabalığın arasında orta yaşlı, orta boylu, kalın siyah kaşlı, bıyıkları kulak deliklerine değen bir adam ağır ağır masaya yaklaştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.