
30 Haziran 2011 günü Diyarbakır’da yapılan bir anma töreninde, BDP Milletvekili Sebahat Tuncel, 30 Haziran 1996’da Tunceli’de, askerlerin bayrak töreni sırasında hamile kadın kılığına girerek düzenlediği intihar saldırısıyla kendisiyle birlikte sekiz askerin ölmesine, 29 askerin ise yaralanmasına yol açan Zilan kod adlı PKK eylemcisi Zeynep Kınacı hakkında bir konuşma yaptı. Tuncel’in “Sadece Zilan değil, Kürt özgürlük tarihine baktığımızda binlerce şehidimiz var. 18 bin gerilla bu 30 yıllık mücadele yaşamını yitirmiştir. Bunların arasında binlerce kadın arkadaşımız var. Bizim bugün rahat siyaset yapmamızı, bu kadar rahat konuşmamızı bu mücadeleye ve bu arkadaşlarımıza borçluyuz. 30 yılda çok büyük emekler ve çok büyük bedeller verildi. Ancak halen yolumuz var. Zilan yoldaşın canını ortaya koyarak sisteme karşı vücudunu bomba yapıp patlatmasını kendi mücadelemiz olarak görmeliyiz” dediği söylendi. Sebahat Tuncel daha sonra sözlerinin yanlış anlaşıldığını ileri sürdü ama 5 Temmuz 2011 tarihli Radikal’de Eyüp Can’ın “Zilan nasıl canlı bomba oldu?” başlıklı yazısı hakkında Tuncel’in yorumunu duyamadım. Duymak isterdim, çünkü konu çok önemliydi.
Genel olarak terör konusundaki düşüncelerimi 31 Ocak 2010 tarihli “Birinin gerillası ötekinin teröristi” başlıklı yazımda özetlemiştim, Taraf’ın arşivinde bulabilirsiniz. Özel olarak kadınların intihar bombacısı olmalarının sosyolojik ve ideolojik gerekçelerine ilişkin tesbitlerimi ise 16 Mart 2006 tarihinde yazıya dökmüştüm. İlgilenenler şu adresten okuyabilirler: http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=128.
Bu vesileyle bu hafta siyasi amaçlar uğruna teröre başvurmanın tarihinden birkaç yaprak çevirelim.
***
Osmanlı Dönemi’nde de siyasi amaçlarla suikast yapılmıştı. İlk akla gelenler, 6 Nisan 1909’da Serbesti gazetesi Başyazarı Hasan Fehmi Bey’in, 9 Haziran 1910’da Sada-yı Millet Başyazarı Ahmet Samim Bey’in, 10 Temmuz 1911’de Şehran gazetesi yazarı Zeki Bey’in öldürülmeleri, 11 Haziran 1913’te, Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi. Ancak bunların hiçbiri 21 Temmuz 1905’te, Yıldız Camii’nden çıkan II. Abdülhamid’e yapılan bombalı saldırıyla karşılaştırılamaz. Tarihe “Bomba Olayı” diye geçen suikastın ayrıntıları dönemin sansür uygulamaları nedeniyle ancak 1909’da ortaya çıkmıştı. Ancak o günden bu yana hikâyeye yeni bir şeyler eklenmedi. Olay aşağı yukarı şöyle gelişmişti:
II. Abdülhamit kuruntulu bir padişah olduğu için, Cuma namazlarını Yıldız Sarayı’nın kapısından 300-400 metre uzaklıktaki Yıldız Camii’nde kılardı. Hüsamettin Ertürk İki Devrin Perde Arkası adlı hatıratında bu törenleri şöyle anlatır: “Yolun iki tarafına padişahın muhafızları, süvari ve piyade hassa askeri iki sıra dizilir, mızıka Marş-ı Sultani’yi çalar, devlet ileri gelenleri, askerî komutanlar bu törende hazır bulunurlardı. Belirli ve alışılmış kişilerden başka kimse Cuma namazı için padişahla beraber camiye giremezdi. Her tarafta bendeler, hafiyeler, sivil polisler vardı.”
26 ölü, 58 yaralı
İşte 21 Temmuz 1905 günü, yine böyle bir törende, İstanbul’un her yerinden duyulan korkunç bir patlama oldu. İnsan ve hayvan cesetlerinin kanlı parçaları, taşlar ve topraklar etrafa savruldu. Sonradan anlaşıldığına göre 26 kişi ölmüş, 58 kişi yaralanmış, 20 at ve 17 araba parçalanmış, cami hasar görmüştü ancak Abdülhamid sağ ve salimdi...
Rivayete göre patlamadan sonra, evhamı ile tanınan Abdülhamid kendini kontrol etmeyi başararak sadece “Ne var, ne oldu” diye sormakla yetinmiş, ardından kılıç çekerek avluya doluşan süvari birliğine “Korkmayın, korkmayın” dedikten sonra saltanat arabasına atlayıp, dizginleri bizzat eline alarak oradan süratle ayrılmıştı. Tören Dairesi’nin önünden geçerken elçiler tarafından selamlanan Abdülhamit, her cuma olduğu gibi o gün de Çit Köşkü’nde elçileri kabul etmişti. O gün ve ertesi gün kendisine geçmiş olsun diyenlerle ilgilenecekti. (Ancak daha sonra sarayın etrafına yeni ve daha güçlü duvarlar yapılacaktı.)
148 kilo patlayıcı ve yeraltı tünelleri
Olayı soruşturmak üzere bir komisyon kurulmuş, yolda bulunan bir lastik parçasının izi sürülerek arabanın markası tesbit edilmişti. Markadan kalkarak arabaya, arabadan da suikastçılara ulaşılmıştı. Daha sonra şehrin çeşitli semtlerinde baskınlar yapılmış, iddialara göre değişik mekânlarda depolanmış 148 kilo ‘Milinit’ adlı patlayıcı malzeme ile Osmanlı Bankası ve Galata Köprüsü’nü uçurmak üzere kazılmış yeraltı tünelleri bulunmuştu.
Suikastçılar ise Bakü Ermenilerinden ve Troşak Cemiyeti yöneticilerinden Simoil Kayın (kod adı Hristofor Mikaelyan) ile kızı olarak tanıtılan Robina Kayın ve Rusya Ermenilerinden Safo kod adlı Konstantin Kabulyan idi. Beyoğlu’ndaki Moraviç Apartmanı’nda bir daire kiralayan suikast timi Belçika’da pek çok bombalama olayına karışmış ‘gedikli’ anarşist Charles Edouard Joris ve eşi Anna ile temasa geçmişti. Jorris, dikkati çekmemek için bir süre Singer fabrikasında teknisyen olarak çalışmıştı.
Cehennem makinesi
Suikast, Viyana yapımı machine infernale (Cehennem makinesi) denen saatli bir bomba ile gerçekleştirilecekti. Titiz gözlemler sonunda Padişah’ın namazdan sonra caminin binek taşından arabasına bir dakika 40 saniyede (bazı kaynaklara göre iki dakika 40 saniyede) geldiği saptanmıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.